Arama

Paul Goble Kafkasevi’nde Konuştu: 'Özgüveni Artan Bir Halk, Geleceğini Mutlaka İnşa Eder'
 
 
 
 Mayıs ayının ikinci haftasında Türkiye’ye gelen Baltık, Rusya ve Avrasya ülkeleri uzmanı, araştırmacı, yazar, bürokrat, öğretim üyesi ve stratejist Amerikalı Prof. Dr. Paul Goble, Kafkasevi Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin organize ettiği bir toplantı çerçevesinde “Çerkesler ve Geleceği” başlıklı bir sunumda bulundu. Katılımcı sayısı sınırlı tutulan toplantıyı, farklı kesimlerden 25 Kafkas kökenli dinleyici takip etti.
12 Mayıs tarihinde İstanbul Kalyon Otel’de gerçekleştirilen toplantı Kafkasevi II. Başkanı Dr. Nusret Baş’ın sunumuyla başladı. Baş, Paul Goble’nin hayat hikayesini(*) özetledikten sonra toplantıya katılımı için teşekkür etti. Daha sonra sözü alan Goble aşağıda özetlenmiş halini bulacağınız konuşmayı gerçekleştirdi. 
***
“Son kırk yıldır Avrasya’da küçük uluslar üzerine araştırmalar yapıyorum. Bir insanın başka bir insanı zorla yönetemeyeceğine inanan biriyim. Baltık ülkelerinin liberalleşmesinde rolüm oldu, bundan da çok memnunum. Yıllar boyunca, ABD toplumunun küçük toplumların problemlerine odaklanması için çalıştım. Bu konuda pek çok yazı yayınladım. Radyo Europa’da programlar yaptım. J.T.F yayınlarının kurucusuyum. 4 ciltlik "Sovyet Halkları" raporunun editörüyüm. Eski Sovyet bloku ile ilgili bir web sayfasında raporlarım yayınlanıyor. Bu konuda çok önemli bir insan olduğum için değil, bu sorunlarla çok ilgilendiğim için tabii ki.  
Çerkesler ilgimi çeken bir halk. Bu yüzden Çerkesler üzerine de yoğun çalışmalar yaptım. İlk çalışmayı 25 yıl önce yapmıştım. O zamandan beri Çerkes diye bir halkın mevcut olduğunu insanlara anlatmaya çalışıyorum.
Çeçen savaşıyla Çerkeslerin sorunu da gün yüzüne çıkmış oldu. BM’de bir konuşma yaparak bu konuda görüşlerimi ifade ettim.
Kongre üyelerine Çerkeslerin bir ulus olarak canlanma ihtimalinin yüksek olduğunu söyledim. Çeçenlere de destek istedim. Ancak Kongre Çeçenlere destek olmadı. Ben de “bütün halkların güneşin altında yeri olduğunu” düşünerek, izlenen politikaları benimsemediğim için görevlerimden ayrıldım.
RFLE (Özgürlük Radyosu)'den arayıp hangi dillerde yayın yapmaları gerektiğini sorduklarında, Çeçence, Çerkesce ve Avarca olduğunu söylemiştim. Çeçen, Çerkes, Avar dillerinde yayınlar bundan sonra başladı.
İstiyorum ki Çerkes Halkı bir araya gelsin, bütünleşsin.  Çerkes halkının güçlenmesi için uluslararası destek sağlanması gerektiğini düşünüyorum.
Ben size, yani Çerkeslere ne yapacağınızı söyleyemem. 20 yıl önce Çerkes sınırlarının uluslararası sınır haline geleceğini, Çerkeslerin web de buluşacağını kimse düşünemezdi. Çerkes asıllı bu kadar insan olduğunu da kimse bilmiyordu.  
Önümüzdeki 25 yılda çok değişiklikler olacak. Ekonomik tesirlerle, yönetsel güç de değişecek. 1940’lı yıllarda Avrupa'da olduğu gibi sınırların değişeceği bir dönem yaşayacağız. Bazı milletler ne yaptıklarını, kimleri dost tuttuklarını iyi analiz etmek zorunda. Çerkesler de nereye gideceğini düşünmek zorunda olan halklardan biri.
Çerkesler arasındaki parçalanmışlık sona eriyor. Birleştirici insanlar öne çıkıyor. Çerkesler gazetelerde yer alıyor. Çerkes öğrenci hareketleri var. Kısa sürede "Stalin’in sistemi"nin de değişeceğine inanıyorum. Diasporanın çok kısa sürede aktive olabildiği fark edildi. Kısa bir süre önce Rus yetkililer Adigey'i, Karsnodar Cumhuriyeti ile birleştirmeyeceklerini ifade ettiler. Bu demektir ki Çerkes diasporasını karşılarına almayı göze alamıyorlar. Medvedev,  10 bölgenin daha birleştirileceğinden bahsetti. Moskova’nın hesaplarında diasporanın gücü göz ardı edilemiyor, bu unutulmasın.
Kafkas toplumu birleşmelidir. Kimse ileride ne olacağını tam söyleyemez. Bir de bakarsınız her şey yolunda yürür, Çerkeslerin birleşik bir devleti olur. Dünyada anavatandaki nüfustan daha büyük bir Çerkes nüfusu var. Bunun etkisi olmaması düşünülemez.
Çerkes halkının benzersiz kaynakları var, ben biraz bunlardan bahsetmek istiyorum. 2-3 yıl veya 10 yıl içersinde çıkacak tarihi fırsatlardan bahsetmek istiyorum. Ne olacağını, Çerkeslerin dışında, dünyanın durumu da belirleyecek. Bazı tehditler de var, bunlardan da bahsetmek isterim. Dünya Kafkasya ve Orta Doğu bağlamında daha tehlikeli hale geldi. Öyle ki, riski maksimize etmektense, tehlikeyi minimize etmek daha uygun görülüyor.
Milletlerin bayraklarından bahsedildiğinde, kültür, tarih ve savaşlardan bahsederler. Ben size bunları söylemeyeceğim.
***
Çerkeslerin sahip olduğu üç kaynaktan bahsetmek istiyorum.
Birinci kaynak şu: Gelecekte birleşemeyeceği düşünülerek Kafkas halkları bölündü. Kabartay, Adige, Çerkes gibi… Bu Sovyet hükümetinin böl ve yönet politikasının bir sonucuydu. 1920 - 1980 arasındaki uygulamaları herkes biliyor.
1980’e kadar genç insanlar bu toplumların gerçekten farklı olduklarını düşünüyorlardı. Fakat 1980’lerden sonra bu düşünce değişti. Rus yönetimi bu konudaki argümanlarını kaybetti. Cumhuriyetler birbirileri için kaynak haline geldi. Bu küçük devletlerin her birindeki uygulamalar, diğeri için bir tecrübe oluşturmaktadır. Birden fazla Çerkes topluluğu olması bir tecrübedir. Konuştuğum Rus yetkililer "Çerkesleri yönetmek, diğerlerini yönetmekten daha zor. Çünkü birden fazla cumhuriyetleri var" diyor. Şunu demek istiyorum: Bir limonunuz varsa, oturup limonata yapmanız lazım. Yıllar boyu bölünmekten şikayet edileceğine, bunu fırsata çevirmek lazım. En iyisi olduğu için değil elbette; en mümkünü olduğu için.
Moskova gittikçe Ortodokslaşıyor. Ortodoks kurumlarını neredeyse eğitime sokmak üzereler. Bu gelişmenin Çerkes cumhuriyetlerinin tepkilerini farklı ve ilginç kılacağını tahmin ediyorum. Bu, Duma'da da tartışmalara sebep olacaktır.
Çerkeslerin sahip olduğu ikinci kaynak diasporadır. Diasporanın, geçen sene Adıgey’in lağvedilmesini engelleyen bir güç olduğunu bilmesi ve düşünmesi lazım. Rus hükümeti diasporalardan hala hoşlanmıyor.
Rusya'da Ocak 1917’de, Rusya dışında bulunan küçük bir göçmen gurubu hafife alındı. Ama bu diaspora daha sonra Rusya’da yönetimi ele geçirdi. Şimdi Rus yönetimi diasporalara herkesten daha çok kafa yoruyor. Diasporanın Avrasya’yı değiştireceğine dair bir konu var gündemlerinde. 20. yy’dan kalma böyle bir Rus saplantısı var. Bunu anlarsanız, kullanabilirsiniz. Oldukça verimli ve kullanışlıdır. Bu çok basit görünen bir konu ama bilin ki Rus yönetiminin gözünde çok önemlisiniz. 
Üçüncü kaynağa gelince… Çerkes milliyetçiliğine 20-25 yıldır hakim olan duygu pesimizimdi. "Çocuklarımız asimile olacak, biz sonuncu nesiliz" diyorlardı. Adige sitelerindeki makaleleri her sabah okuyorum; bu sabah da okudum. Bu sitelerde görüyorum ki pesimistlikten, pozitivizme bir dönüş var. Artık geçmişten değil, gelecekten bahsediliyor. Nesne değil, özne olduklarını fark ettiler. Bu iyi bir dönüşümdür. Özgüveni artan bir halk, geleceğini mutlaka inşa eder. Gelecekle ilgili pozitivist olanlar hedeflerine ulaşmak için ne yapacaklarını düşünür ve karar verirler. Baltık ülkeleri yok olmamak için tabanda organize olmuşulardı.
Bunun bir tek kötü yanı var. Bunu Amerikalılara anlatmakta zorlanacaksınız.
***
Size üç de fırsattan bahsetmek istiyorum:
* Rusya'da iki başkan arasındaki değişim süreci,
* Rusya'nın 2014 olimpiyatlarını başarı ile yapma isteği,
* Rusya’nın Avrupa bölümünde hızla azalan Rus nüfus.
 
- Değişim süreçlerinde hamleler yapılabilir. Medvedev'e danışmanlarının ne söylediğini iyi anlamak gerekir. Bu danışmanlar kimler? Gazeteciler, akademisyen, v.s.. Bir takım insanlar bunların ne düşündüğünü tahmin edebilirler.
Medvedev Ortodoks kilisesine yakın biri. Bu demektir ki karşıtlık sebebiyle din Kafkasya'da önemli bir hale gelecek.
Sonra Putin'in kurduğu sistemde bir çöküş beklenebilir. Adıgeyi birleştirme operasyonunda Çerkeslere ait kurumlar ile bir gerileme olacaktır. Medvedev'in ekibiyle iletişime geçmek gerekir.
- 2014 Kış Olimpiyatları vesilesiyle Çerkes sürgününü dile getirme fırsatı var. Bu, Çeçen savaşından sonra en önemli fırsattır. Bunu işlerken doğrudan soykırımı, ölümleri konuşmak yerine, bu olayı hatırlatacak Çerkes semboller bulun. Anne Frank(**) gibi... Diasporanın böyle yüzlerce hikayesi var. Meramınızı bunlarla anlatın, göreceksiniz hem daha kolay olacak, hem de sizi daha kolay anlayacaklar.
 
- Rus ulusunun demografik çöküşüne şahit olmaktayız. Moskova bugün Avrupa'da Müslümanların en kalabalık olarak yaşadığı şehirdir. 2028’de Rusya nüfusunun yarıdan fazlası  Müslüman ve Müslüman kökenlilerden oluşacak. Bu da Rus politik sistemini muhakkak etkileyecektir.
Belerusya ile Ukrayna’nın birleştirilmesi tartışılıyor. Rusya bu ülkelerle birleşirse ancak Hıristiyan bir devlet olarak kalabilir.“
 
_______________________
(*)  Poul Goble : Chicago ve Miami Üniversiteleri’nde eğitim aldı. Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nda azalık, Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nda “Sovyetler’de Milliyet Problemleri ve Baltık İlişkikleri” konularında danışmanlık, Radio Liberty’de Araştırma Direktörlüğü görevlerinde bulundu. Baltık ülkelerinden Rusların ayrılması ile ilgili çalışmalarından dolayı bu ülkelerin yönetimlerince ödüllendirildi. Estonya’da Talin Audentes Üniversitesi’nde Beşeri ve Sosyal Bilimler Fakültesi Yardımcı Dekanlığı ve Yine Estonya Tartu Üniversitesine bağlı Euro College’de görev yaptı. Halen Azerbaycan Diplomasi Akademisi’nde Araştırma ve Yayınlar Müdürü olarak çalışıyor.
Paul Goble Sovyetler Birliği’ndeki etnik problemler üzerine 4 ciltlik bir yayının editörlüğünü yapmış, “Rusya’da İslam”, “Demokrasinin Savaş Lordları”, “Tehlikeli Bağlantı: Moskova – Eski Yugoslavya ve Batı”, “Sovyet Sonrasında Milliyetçiliğin Üç Yüzü”, “Çeçenistan ve Sonuçları” … gibi pek çok kitabın da sahibi.
Goble’ın etnik ve ulusal topluluklar üzerine yayınlanmış 150’den fazla makalesi var. 
 
 
(**) Anneliese Marie Frank (1929- 1945: Almanya'daki Yahudi soykırımının simge isimlerinden. Babası Otto Frank bir bankada görevlisiydi. 1929 Büyük Buhranı ile işleri kötüye gidince 1933 yılında iş ilişkilerini kullanarak Hollanda'ya gitmenin bir yolunu buldu. Hitler'in Hollanda'ya girmesiyle birlikte, buradaki Yahudilere Almanya'daki gibi kısıtlamalar getirildi. Ablası Margot'la birlikte sadece Yahudilerin okudugu okulda eğitim almaya başladı. Yahudilerin kendi işlerini kurmaları ve işletmeleri yasak olduğu için, babası, işlerinin başına yakın bir dostunu geçirdi.
Temmuz 1942'de Anne'nin ablası Margot'ya bir celp gelir ve SS merkezine çağırılır; Yahudi olarak işaretlenir. Anne Frank 14 yaşındayken, Otto Frank'ın Prinsengracht'taki ofis binasının arkasında bulunan gizli bölmede saklanma kararı alınır. Beraberlerinde yakın dost oldukları 4 kişi daha vardır. Burada bir tecrit hayatı yaşarlar ve ailelerin dış dünyayla bağlantısını, ihtiyaçlarını gidermelerini, Otto Frank'ın sekreteri Miep Gies sağlar. On üçüncü yaş gününde kendisine hediye edilen bir hatıra defterine saklandıkları iki yıl boyunca yaşanan olayları günü gününe yazmıştır.
Frank ailesi ve diğerleri trenle Polonya'daki Auschwitz esir kampına gönderilir. Kısa bir süre sonra Anne Frank ve diğer ailenin üyeleri ölürler. Aynı yılın sonbaharında Anne Frank ve ablası Margot Bergen-Belsen kampına gönderilirler. Margot ve Anne tifodan ölür. Auschwitz'de kalan baba Otto Frank, Kızıl Ordunun gelmesiyle kamptan kurtulur.
Baba Frank, eski sekreteri Miep'in kendisine ulaştırdığı Anne'nin günlüğünü defalarca okur. Sonra bir kopyasını profesör bir arkadaşına gönderir. Yakın çevresinin baskısıyla da hatıraları yayımlamaya karar verir. İlk olarak 150 bin adet basılır. Bu baskıyı diğerleri takip eder.Türkçe dahil 60 dile çevrilmiş ve en çok okunanlar listesine girmiştir.
Bir süre sonra Frances Goodrich veAlbert Hackett bu kitabı tiyatroya uyarlar ve ilk kez Broadway Sahnelerinde oynanır. Daha sonra Münih Kommerspiele Tiyatrosunda tek dekorlu bir tiyatro olarak Alman tiyatrocu Christia Keller tarafından canlandırılarak çok büyük beğeni toplar. Böylece Yahudi soykırımının simge isimlerinden biri haline gelir. (Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Anne_Frank)
 
E.K.

Sizde yorumunuzu eklemek için tıklayın.
Yorumlar
Tüm yorumları görüntülemek için tıklayın.
coskun kocer - ist.
06 / 06
yazar soykırımı unutun demiyor temel bey gercek yasam oykulerini derleyin insanlar böyle seyleri okumayı sever diyor ... diasporada bir çok anlatı var diyor pardon ne barısı ne bilmem neyi nerden çıkarıyorsun ...ayrıca bize acı dolu gunleri bu gune kadar buyklerimiz pek anlatmadı buyuduk ve ogrendik ..pastırmayı fazla kaçırdın galiba !
Yakup Temel - Kayseri
09 / 06
Sanırım bu yazıda vurgulanması gereken en önemli nokta;benimde sürekli düşündüğüm ve savunduğum gibi,ölümleri,soykırımı ve vegeçmişden daha ziyade, barışdan,günümüzden,özellikle de gelecekten konuşmanın gerekliliğidir.Sürekli acılardan bahs edilmesi,toplumsal depresyon ve ümitsizlik yaratır.Yazarın da bahsettiği gibi,unutturmak istemediğimiz tarihimizin bu dönemini umut aşılıyan farklı yöntemlerle gündemde tutmalıyız.