Arama

Murat Berzeg: ‘Çerkes Sorunu Sadece Uluslararası Platformlarda Çözülebilir’
 
Kuzey-Batı Kafkasya’da meydana gelen etnik süreçler, siyasetçiler, siyasi teknokratlar, özel servisler tarafından her zaman dikkatle izlenir.
Rusya - Kafkasya savaşının bitmesinden sonra, Çerkesya sorunu tamamen sona ermiş gibi gözüküyordu. Uzun süre de böyle oldu. Ancak,  150 yıl sonra bugün Çerkes konusu yeniden gündeme giriyor ve Rusya için de, dünya için de aktüel bir konu haline geliyor. Bu, Çerkeslerin (Adıgelerin) bölgedeki (bazı değerlendirmelere göre 2020 yılında sayıları önemli bir psikolojik sınır ve gösterge olan 1 (bir) milyon kişiyi geçecek) rolünün artması gibi objektif sebeplere bağlıdır.  
Ayrıca, yurt dışındaki Çerkesler arasında asimilasyon süreci çok abartılıyor ve bugün anlaşılmıştır ki, dünyada sayısı 50 kişi olan etnik gruplar bile kaybolmazken, sayıları 6 (altı) milyon olan bir halkın kaybolması hiç beklenemez.     
Kendi vatanında yaşayan Çerkeslere göre, diasporadaki Çerkeslerin milli aktivitesi daha yüksek ve potansiyelleri de az değil. Bazı uzmanların belirttiği gibi, Rusya tarafından Çerkeslerin menfaatlerinin görmemezlikten gelinmesi dönemi en kısa zaman içerisinde sona erecek.  
Çerkes milli hareketinin yirmi yıllık tarihi, onların sarsılmaz bir inançta ve kararlı  olduklarını gösterdi. Halk, Çerkes sorunun aşağıda belirtilen üç probleminin çözülmesi gerektiği düşüncesinde:
1- Rusya – Kafkasya savaşı döneminde Çerkes halkına uygulanan soykırımın tanınması;
2- Çerkeslerin tarihi topraklarına sahip olma hakkının iade edilmesi ve dışarıdakilerin tarihi vatanlarına geri dönmeleri için gereken şartların sağlanması;  
3- Çerkezya’nın tarihi sınırları içerisinde bütünlüğünün yeniden sağlanması.
Burada, 23 Kasım 2008 tarihinde, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nin Çerkessk şehrinde düzenlenen Çerkes Kongresi’nin toplum içinde meydana getirdiği o büyük yankıyı hatırlamamız lazım.
Kongrede, ‘’Çerkez (Adige) Cumhuriyetleri’nin birleşmesi’’ ile ilgili   açıklanan bildiri, son aylarda medya ve forumlarda aktif olarak tartışılıyor. Genel olarak, Kongre’de açıklanan ve toplumun beklentilerine cevap veren ‘’birleşme düşüncesi’’ heyecan ve coşkuyla karşılandı. 
Bu arada, bazı uzmanlarda bu konuda bir takım şüpheler uyandı. Kongre’yi organize edenler ise pragmatik ve bölgedeki menfaatlerini gözeterek (siyasi ve ekonomik menfaatlar) halkın nezdinde ileri seviyede konuşmalar yaparken; yönetim nezdinde ise tehlikeli bir konuşma yapmış ve sanki eylemdeymiş gibi değerlendirildiler. “Onlar, bu kadar cesareti nereden alıyorlardı ?”  
Bazı kimseler bunu şöyle yorumluyorlar: ’’Yerel bürokratlar çok açık olarak, kendi menfaatlarının üzerini milli ideoloji şalı ile örtmeye çalışıyorlar.’’
Bazı kimseler ise yapılan konuşmaları analiz ederek, Federal Merkez’in gizli siyasetini görüyor ve Federal Merkez’in onları ‘’doğru yoldan şaşırtacağı’’ ve ‘’gözden düşüreceği’’ v.s. iddiasını ileri sürüyorlar.   
Bütün bunlar bizi tartışmaları devam ettirmeye zorluyor. Bu defa, Çerkes sorunu ile uzun süre ve profesyonelce ilgilenen Adigey Çerkes Kongresi Başkanı Murat Berzegov (Berzedc) ile bu konuyu devam ettireceğiz.
 
- Evet, Murat. Siz, Çerkessk’de düzenlenen Kongre’yi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu Kongre’de açıklanan ve üç Çerkes Cumhuriyeti’nin birleşmesini savunan bildiri, Çerkez Kongresi’nin Rusya Federasyonu Devlet Duması’na ve Avrupa Parlamentosu’na yaptığı müracaattaki taleplerle örtüşüyor mu? Yani, daha net sorarsak, Çerkesya’nın toprak bütünlüğünün yeniden sağlanmasını talep ediyor mu? Bunların hepsi aynı şeyler midir?    
 
- Eğer bizim halkımız olan Çerkesler’den bahsediyor onlar üzerine konuşuyorsak, tabii ki, XIX. Asır’a geri dönmemiz gerekiyor. 100 yıl süren Rusya – Çerkesya savaşı, kendi tarihi topraklarında yaşayan yerli etnik grupların tamamen soykırıma maruz kalmasıyla bitti. Rus İmparatorluğu, Çerkesya’yı dünya siyasi haritasından sildi. Sürgün edilen Çerkesler ise hem Osmanlı İmparatorluğu’nda, hem de  Osmanlı’nın dağılmasından sonra yeni kurulan devletlerde hayatta kalma mücadelesi verdi. Kendi tarihi topraklarında kalan ve sayıları çok fazla olmayan Adigeler ise Rusya tarafından yapılan asimilasyona yönelik çok acımasız baskılar altında kaldılar.
Rusya’nın, Çerkeslere karşı yaptıkları, uluslararası hukuk dilinde soykırım olarak tarif ediliyor ve insanlığa karşı işlenen çok ağır suç olarak değerlendiriliyor. Burada halk sadece fiziki olarak imha edilmiyor, halkın manevi unsurları da, yani Çerkesler için sarsılmaz olan mertlik, şeref, asillik, şahsi özgürlüğe özenme gibi değerler de metodolojik olarak yıkılıyor. 145 sene içerisinde, Çerkes problemi hakkında konuşmaya teşebbüs etmek, ya fiziki olarak yok edilmek veya en iyi ihtimalle ömür boyu Sibirya’ya  sürgün edilmekle sonuçlanıyordu.     
Aynı zamanda, Adigeler arasından çıkan ve kendi halkını menfaatları uğruna satan bir kısım Adigeler, Ruslar tarafından özel olarak ödüllendiriliyor ve kayırılıyordu. Ruslar için en ağır suç vatana ihanet suçudur. Bunları yaptığı da budur. İhanet eden Çerkesler de her zaman makam veya para ile ödüllendiriliyordu. Böylece, bizim ‘’elit’’ (seçkinler) sınıfımız  meydana geldi. Onların dilinde hep ‘’halkın menfaatlari’’ olmasına rağmen, kafalarında hep ‘’toplumsal pastanın’’ bölüşülmesi vardı.    
Gelin mesela 90’lı yılları hatırlayalım. Karaçaylar ve Balkarlar’ın etnik yapısı o kadar gelişmemişti ancak onlar kendi asıl problemlerini çözmeyi başarmıştı; yani sürgün edilmiş halk olarak tanınmalarını sağlamışlardı. Ve bugün, yaptıkları o çalışmaların semeresini aldılar.
Peki biz ne yaptık? Bizim ‘’elit’’ (seçkinler) diye adlandırdığımız kişiler, bir defa daha menfaatlari için bizi sattılar. En büyük sorun olan “sürgün edilen Adigelerin kendi tarihi topraklarına dönmesini sağlamak” yerine, kendileri için rütbe ve para kazanmak için çalıştılar.   
Çerkessk’de düzenlenen kongreden bahsetmek istiyorum. Kongre düzenlenmeden bir ay önce ben bu konudaki olumsuz tavrımı bildirdim. Bakın, ‘’milli şuur fısıltısı’’ ile görev alan bürokratların isimlerinin yayınlanma vakti denk düşüyor.  Bu oradaki ticaretin başladığının işaretiydi. Onların makam veya her hangi bir para aldıkları zaman herkesi hemen satmaya hazır olmaları benim için sürpriz değildi. Onlar için “kontrol edilebilir” bir süreç gerekiyordu. Onlar hiçbir zaman bir sorumluluk alarak, öncelikli milli sorunları çözmeye çalışmazlar. Çünkü bunun için cesur olmak lazım. Kongre düzenlendi, karar alındı ve yayınlandı. Neticede benim tahminlerim doğru çıkmadı mı?
    
-  Herkes için açık olan bir şey var: Eğer üç cumhuriyeti birleştirirsek, böylece hiç olmazsa Çerkes halkının bölünmüşlük probleminin belli bir kısmı çözülür. Kendi vatanında yaşayan Çerkezlerin büyük bir kısmı, Federasyonun tek subjesinde (cumhuriyetinde) gelişme imkanına sahip olur. Bu ileriye doğru atılan ve gözle görülür bir adımdır.
Sizce, Federal Merkez bu birleşme inisiyatifine nasıl bakacaktır? Siz, kongrede açıklanan birleşme düşüncesinin, Federal kuruluşlar tarafından ortaya atıldığını iddia edenlere katılıyor musunuz?
Buradan, sonunda Moskova’nın Çerkes sorununa olan ilgisini değiştirmeye hazır olduğu sonucunu çıkarabilir miyiz?    
 
- Üç cumhuriyetin birleşmesinden bahsederken, bu düşüncenin yeni olmadığını da belirtmek gerekiyor. Benim fikrimi sorarsanız, bunların hepsi klasik bir provokasyondur. Bizim esas problemimiz olan, diasporanın geri dönmesi konusu nedense hiç gündeme getirilmiyor.   
Burada, Çerkes teşkilatlarının faaliyet alanlarını uluslararası hukuk alanından, Rusya kanunlarına yönlendirme gayreti görülüyor. Rusya Federasyonu Anayasası’na göre, herhangi bir yeni subje (cumhuriyet) sadece refarandum ile oluşturulabiliyor. Bunun başka bir yolu yok. Şimdi bakalım: ’’Kabarday-Balkar Cumhuriyeti, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti, Krasnodar Bölgesi (Mostovskiy ilçesi). Bu refarandumların hepsini kazanmak için ne kadar şansımız var ?   
Kabarday-Balkar Cumhuriyeti’nin şansı az çok var diyelim; ki bu da, orada bir genel refarandum yapılması şarti ile. Bu refarandumlarda biz Çerkesler, “yerli halk” statüsünde değil, bizim tarihi topraklarımızda “milli azınlık” statüsündekilerle eşit şartlarda oy kullanacağız.
Ve bizim tek subjede (cumhuriyette) yaşama isteğimizin karşısına, onların, yani ‘’halkların menfaatları‘’ konulacak. Üstrelik bu organizasyonların düzenlenmesi uzun yıllar sürecek ancak sonuç yine de  sıfır olacaktır.
Üç cumhuriyetin birleşmesi hakkındaki bildiri ile ilgili ‘’bağımsız uzmanların’’ nasıl bir gayret içerisinde açıklama yaptıklarını hesaba katarsak, bu teşebbüsle ortaya çıkanlar maksadı hakkında hiçbir şüpheye yer kalmaz. Yalancı pifantseslerin stilini anlamak kolay. Kök olarak Adige olan, ancak öz olarak bir ‘’piç’’ olan bu kişiler, ömürleri boyunca bize karşı çalıştılar.  
Eski gazete ve dergilerden büyük çaptaki gerçekleri alarak sonunu kesinlikle yalanlarla bitirdikleri yazılar yazdılar.
Bunlar arasında “Dünya Adige Kardeşliği” gibi üç cumhuriyetin birleşmesini kesinlikle destekleyen teşkilatlar var. Ancak, bunlar da sadece Rusya kanunlarına göre hareket etmek gerektiğini söylüyorlar.  
Aslında bu davranışlar bana bir anekdotu hatırlatıyor. Bir hapiste yatan mahkum serbest kalmak için hapishane duvarında bir delik açmaya başlamış ve bir kaç sene uğraştıktan sonra çıka çıka bitişik koğuşa çıkmış. Şimdi bize de aynı şeyi teklif ediyorlar. Eğer herhangi bir insan, bu yöndeki çabaların anlamlı olduğunu söylüyor ve cesaret ediyorsa buyursun yapsın.
Bunun Federal Merkez tarafından yapılan bir yönlendirme olabilme ihtimali hakkında ise şunu söyleyebilirim. Şapsığlara böyle bir yönlendirme yapmışlardı. Onlara, maddi yarar vaad ettiler. Bunun için ise ‘’Çerkes’’ etnik grubuna mensubiyetten vazgeçip ve sadece “Şapsığ” olmaları gerekiyordu. Ve onlar “gerekeni” yaptılar. Federal yasalar nezdinde onlar “Krasnodar bölgesinde yaşayan yerli azınlık bir halk” olarak tanımlanmışlardı. Yaklaşık 10 senedir, bölge idari yönetimi iş bu kanunun yürürlüğe girmesini engelliyor (Enteresan; böyle bir itaatsizliği başka bir milli cumhuriyet yapsa başına neler gelmezdi acaba). Peki, Şapsığların bu durumda ne yapmaları gerekiyordu ? Krasnodar bölge idaresini mahkemeye vermeleri mi? Ve buradan da olumsuz cevap aldıktan sonra Avrupa Mahkemelerine başvurmaları mı?
Evet, hiç şüphem yok ki Şapsığlar böyle yapsalardı bu davayı kazanabilirlerdi. Ancak, bizim kendi İvan Susanin’lerimiz(*) var ve o yıllarca inatla, gururla, Soçi ve Tuapse idaresi ile davalar sürdürüyor. Normal bir insan şöyle bir soru sorabilir: Bu konuyla Soçi ve Tuapse idarelerinin ne ilgisi var?
Genel olarak hiçbir alakası yok. Çünkü, davalı olan sadece bölge idaresidir.      
Bu mevzu, bizim sizinle görüştüğümüz durumu da hatırlatıyor. Burada sadece bir yönlendirme değil, Federal Merkez’in kanunu da var ancak buna rağmen on yıllardır Şapsığlar bu ‘’Kahramanlar’’ tarafından bir daire etrafında dolaştırılıp duruyor.
Bütün bunları söylememin nedeni şu: bizleri, hepimizi Şapsığların peşine takmak istiyorlar. Halbuki bizim talebimiz, Çerkes etnik grubunun, tüm diasporayla birlikte, kendi tarihi toprakları üzerinde bütünlüğünün yeniden sağlanmasıdır. İş bu durum ise uluslararası hukuka dayanıyor.
Bu, BM’in tüzüğüne göre, milletlerin kendi devletini kurma ve yerli halkların da kendi tarihi topraklarına sahip olma hakkıdır. Bizlere alık alık bir kelime yığını olarak sunulan ‘’Toplu yaşam yerleri’’ cümlesi hiç bir anlam taşımıyor. Çerkeslerin sayısı ne kadar olursa olsun, Çerkesler kendi tarihi topraklarına dönme hakkına sahiptir.  
Bu toprakların statüsü, uluslararası hukuka  göre işgal ve sömürgeleştirilmeden önceki duruma göre belirleniyor.
Bu noktada şu tespiti çok doğru bir şekilde yapmak lazım: tarihi Çerkesya topraklarında Çerkeslerden başka yerli bir halk yoktur; sadece milli azınlıklar vardır.    
Bu terim Rusya’da doğru bir şekilde kullanılmıyor. Uluslararası uygulamada bu ifade başka bir anlam taşıyor: büyük küçükten daha küçüktür. Ruslar, Ermeniler, Yunanlar ve diğer halkların çoğunluğu kendi tarihi topraklarında yaşıyorlar; tarihi Çerkesya’da yaşayanlar ise sadece onların azınlıklarıdır. Çerkesler ise yerli halk statüsündedirler. Bizim tarihi topraklarımız ve kendi devletimizi kurma hakkımız, önceliğimiz vardır. Ve bu hakkımızı, refarandumlara sunmak yerine doğrudan kullanmamız lazımdır. Bizim müracaatlarımızda hiç bir çifte yaklaşım yok. Ve Federal iktidarın da bu formüllere karşı hukuki bir argumanı yok.
Özetle üç subjenin (cumhuriyetin) birleşmesi, Çerkes sorununu Rusya’nın iç kanunlarına mahkum etmek demektir. Ve burada da sonuca gidilebilecek her hangi bir mekanizma bulunmamaktadır.   
Biz ise Çerkes problemini, her şeyin çoktan ve detaylı bir şekilde hazırlandığı uluslararası statülere dayanarak çözmeyi teklif ediyoruz. Provakatörlerin öne sürdüğü ve ‘’bizim için, sadece Rusya Federasyonu Anayasası vardır’’ gibi iddialar ise tamamen geçersizdir.
Rusya Ortodoks Kilisesi ve Federal iktidar, sözde Ermeni soykırımının tüm dünyada tanınmasını etkili bir biçimde öne sürüyorlar. Avrupa mahkemesinde, her sene kendi devleti ile davalı olan binlerce Rusyalı vatandaşın davaları görülüyor.  
Rusya Anayasası (Madde 15, Fıkra 4.) uluslararası hukukun öncülüğünü tanıyor. Ve biz, bir halk olarak, uluslararası hukukun subjesiyiz ve doğal olarak ta buna dayanıyoruz. 
 
- Çerkes sorununun çözülmesi için başka yollar var mı? Ve biz amacımıza nasıl ulaşabiliriz ? 
 
- Bana göre yol çok açık bir şekilde belli, Çerkes sorunu sadece uluslararası platformlarda çözülebilir. 50 devlete dağılmış olan Çerkeslerin kendi tarihi topraklarına geri dönmelerini sağlamak ve bunun için yeteri kadar finansmanı temin etmek için tüm dünya toplumlarının gayret sarf etmesi gerekir. 
__________
(*)1613 yılında Polonyalılar Rusya’ya girer ve Çar Mihail Feyodoroviç’i tutsak etmek isterler. İvan Susanin adında bir köylü, çarını kurtarmak için kendi canını ortaya koyar: Polonyalıların yolunu kayalıklarla çevrili, sık ağaçlıklı ve aşılmaz bir ormana yönlendirir. Bu arada da çarına kaçması, kendini güvenlik altına alması ve orduyu toplayıp düşmana saldırması için gizlice haber yollar. Sonunda düşman kesin bir yenilgiye uğratılarak yurttan atılır. (KAFKASEVİ)
_________________________
Kaynak:http://www.elot.ru ,24/02/2009
Tercüme: KAFKASEVİ

Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.