Arama

Teknokratik Politika ve "Ayrışan" Adigeler



Sergey Markedonov
 
Siyaset Bilimci, Tarihçi

Yeni konfigürasyonda oluşturulan Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi ile devlet başkanının yetkili temsilcisi olarak Aleksandr Hloponin’in tayin edilmesi, Rusya’nın söz konusu bölgede süregelen hiçbir sorununa bir çözüm getirmemiştir. Fakat, bu tayin ile birlikte yeni konular gündeme gelmiş gibi görünüyor. Bu sorunların çözümlenmesi yeni idari yapının öncelikleri arasında yer alacaktır.


XIX. yüzyılda ünlü Fransız bilim adamı, şarkiyatçı Francois Champollion coğrafyadan “tarihçinin gözü” olarak bahsetmiştir. Bu tanımlama, özellikle siyasi coğrafya söz konusu olduğu durumlarda politikacılar için de kullanılabilir. Kuzey Kafkasya bölgesindeki duruma gelince, siyasi coğrafya bakımından konfigürasyonunun pek başarılı olmadığı kabul edilmeli. Yeni bölge oluşturmanın sonuçlarından biri,  tarih boyunca Kuzey Kafkasya, tarihi, etnopolitik sorunlarıyla iç içe olan federasyon üyelerinin  bölgeden uzaklaştırılması olmuştur. Bölgenin 6 devleti yeni federal oluşumun içinde yer almış, fakat  Adıge Cumhuriyeti ve (küçük Adıge’yi çevreleyen) Krasnodar bölgeye dahil edilmemiştir. Ve sonuç fazla beklemeden meydana çıkmıştır.

20 Ocak 2010 tarihinde (yani Hloponin’in tayini ve bölge “reformu” kararının ilan edilmesinden bir gün sonra) Adıge’deki “Adıge Hase” sivil toplum kuruluşunun genişletilmiş icra kurulu protesto gösterileri düzenleme kararı almıştır. Söz konusu kampanyalar, sivil toplum kuruluş liderlerinin kanaatine göre “Adıge dünyasını” parçalamaya sebep olan yeni bölgesel yapılanmaya toplumun itirazı ile durumun düzeltilmesini amaçlamaktadır. Ayrıca Adıge (Çerkes) halkı Kurultayının toplanması planlanmaktadır.

Gerçekte ise, (Karadeniz’e ve Abhazya ile sınıra çıkışı bulunan) Krasnodar bölgesiyle ilgili bölge “reformcularının” mantığı aşağı yukarı anlaşılabilir (kabul edilebilirliği veya gerekçelendirilebilirliği ayrı bir konudur). Yeniden yapılandırılan Güney federal bölgesi dahilinde bırakılması iki nedenle açıklanabilir: Birincisi, propaganda güdümlü, dışa dönük. Soçi’nin Kuzey Kafkasya olmadığı, Rusya’nın Güneyi olduğu, başka bir deyişle terör, kundakçılık ve etnopolitik çatışmalarla ilişkisi bulunmayan ayrı bir alan olduğu konusunda dış dünya ikna edilmeli. Fakat, burası Adıge (Çerkes) dünyası için sembolik öneme sahiptir, zira tam burada, Rusya devlet başkanının yazlık köşkünün bulunduğu Kbaade dağ ağzında 21 Mayıs 1864 tarihinde Adıge (Çerkes) gönüllü milis kuvvetlerine karşı zafer kutlaması yapılmıştır. Bu olay, uzun yıllar devam eden (savaşın aşamaları ve süresinin değerlendirmesi hususunda tarihçiler arasında ortak fikir bulunmamaktadır) Kafkas savaşının son noktası olmuştur. Ama bugün üst makamlarda bulunun kim (post Sovyet döneminde bile defalarca güncelleştirilen) Kafkas tarihiyle ilgileniyor ki?

“Bölgenin yeni coğrafik konumlandırılmasının” ikinci nedeni ise dahilidir. Ve “Benim olimpiyat” projesinin ekonomik faktörünü oluşturmaktadır. Birçok bürokrat Soçi olimpiyatlarını “benimsemektedir”. Ve çoğunluğu bu alana tecrübeli girişimci ve lobici Hloponin’i sokmak istemezdi. Deyim yerindeyse, Çerkesler ve Abhaz sınırını Tanrı  korusun.

Herkesin kendi ticareti daha önemlidir. Söz konusu argümanı kabul edelim veya etmeyelim, her halükarda, tekrar edelim ki argüman spesifik mantığa sahiptir. Kuban ile ilgili konuya idari çözümün getirilmesinin ülkenin güney kısmındaki etnopolitik durumu gerginleştirebileceği tartışılır. Adıgey konusu ise çok daha karışık. Bu, yüz ölçüm ve nüfus bakımından küçük devlet, mutat idari transformasyon sırasında ayrıştırılan “Çerkes (Adıge) dünyasına” aittir. Rusya Federasyonu dahilindeki üç devletin (Kabardin-Balkar, Karaçay-Çerkes ve Adıgey), ayrıca Krasnodar bölgesi (Şapsugların ikamet ettiği) ve kısmen Moskova tarafından kabul gören Abhazya’nın bu “dünyanın” kapsamında olduğunu hatırlatırım. Gerçi, bu durum ayrı tartışma konusudur. Ve bu ayrışım ulusal Adıge hareketinin yükselişi olmasa bile, ciddi anlamda hareketlendiği ortamda gerçekleştirilmiştir. Hareket dün başlamadı. Fakat “bağımsızlık gösterisi” ve takip eden 1990’lı yıllardaki yükselişten (burada hem Adıge nüfuslu ülke içinde üstünlük mücadelesi, hem 1992-1993 yıllarındaki Gürcü-Abhaz savaşına katılma söz konusu) sonra Adıge hareketi gerilemiş gibi görünüyordu.

Etnik “girişimciler” 1990’lı yıllarda amaçlarına ulaşarak hükümete girdi ve ticarete atıldı; ulusal sloganlar altında faaliyet gösteren sivil toplum hareketleri ise marjinal olmasa da, gölgeye çekildi. “Ulusal nitelikte” olan siyasi faaliyetler, ülkemizin doğu kısmına benzer şekilde Krasnodar bölgesiyle Adıgey’i birleştirme projesinin de uygulama girişiminin yapıldığı 2005 yılında yeniden dalgalandı. O dönemlerde, pragmatik sosyo-ekonomik nedenlerle gerekçelendirilen masumane görünen girişim, yerel “unsurların” sert tepkisiyle karşılaşmıştır. Birleştirme projesi rafa kaldırılmış ve yine bir süre sessizlik oluşmuştur. Fakat Abhazya’nın (“Adıge dünyasının” bir parçası) bağımsızlığının kabul edilmesi, Kuzey Kafkasya’nın Adıge kısmını yeniden canlandırmıştır. Forumlar düzenlenmiş, Adıge unsurları tek vücutta birleştirme fikirleri müzakere edilmiştir. Elbette ki bu inisiyatifler radikal bölücü eğilimlere bürünmemiştir. Aksine, Adıge liderleri RF ile ilişkilerinin altını çizmiştir. Örneğin, 23 Kasım 2008 tarihinde Çerkes halkının Olağanüstü kurultayında “Adıge Hase” Çerkes örgütü Kurul üyesi Umar Temirov (Sovyet döneminde Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyeti SSKP il kurulu ikinci sekreteri görevini yürütmüştür) Rusya’nın Abhaz’ları “Gürcü şovinizminden” kurtardığını beyan etmiştir. Onun deyimine göre, artık hem Rus imparatorluğu, hem de Sovyet hükümetinden zarar gören Rusya Çerkeslerinin (Adıgeler) sorunlarını hatırlama zamanıdır.

Bu bağlamda, “Çerkes sorunlarının” ciddi anlamda incelenmesi için birkaç gerekçe ortaya çıkmıştır. Birincisi, gerekli çalışmalar yapılmadığı takdirde milliyetçiliğin radikal şekiller almaya olan meyilidir. İkincisi, 2008 yılı örneğindeki kurultay çalışmaları sırasında (Sovyet döneminde bürokrasi deneyimine sahip) “eski savaşçıların” yanı sıra Rusya hükümetiyle daha az ilişkileri bulunan, ortak tarihimize karşı daha çok negatiflik ve radikalizme sahip “gençler” baş göstermiştir. Fakat, bu tehlike çanlarının üzerinde (Karaçay-Çerkes’te Adıge forumlarının yapıldığı 2005, 2008, geçtiğimiz 2009 yılında bile) kimse pek fazla durmamıştır.

Dolayısıyla, Adıgey’in küçük yüz ölçümünün, Krasnodar bölgesi dahilinde anklav (yabancı topraklarla kuşatılmış bir bölge) durumunun, ayrıca Adıgelerin ulusal nüfus oranındaki  nispeten düşük sayısının (yaklaşık % 24) kimseyi yanlış anlamaya sürüklememesi gerektiği belirtilmelidir. 1991 yılından sonra RF bünyesindeki bu küçük oluşum, Adıge (Çerkes) nüfuslu diğer devlet ve bölgeler için defalarca “model” oluşturmuştur. 1990’lı yıllarda bu devlet, genel federal mevzuatın ihlalleri hususunda rekor kıranlardan biri olmuştur. Burada, ülkenin üst düzey yetkililerinin seçimlerine katılmak için yerleşik olma şartı ve Adıge Cumhuriyeti’nde resmi görevlerde yer almak için “hakim millet” dilini bilme zorunluluğu, ayrıca ülkenin temsilcilik organının oluşturulmasında “parite” sistemi gibi normlar mevcuttu. Buna göre, ülkenin Yüksek Kurulundaki koltukların % 50’sine Adıgeler, geri kalan % 50’ne ise 1990 yılının başlarında Adıgey nüfusundaki oranı % 68 olmasına karşı Ruslar sahip olmuştur. Mahut “bağımsızlık gösterilerinden” itibaren ülkenin elit kesimi aktif olarak Rus Kafkasya’sının batı kısmındaki “Adıge dünyasının” “parçalarını” ve hatta “ileri karakol mevkiini” koruma fikirlerini ileri sürmüştür. Ayrıca hatırlatılmalı ki, ülke elitinin Krasnodar bölgesiyle “birleştirme projesini” uygulamaya isteksizliği, Rusya Kafkasyasının batı kısmındaki diğer bölgelerin ulusal hareketleri tarafından destek görmüştür. Tüm Adıge forumlarında Maykop’tan gelen konuklar sayman değil, önemli fikir sahipleri arasında yer almaktadır.

Ne yazık ki, tüm bölgesel özellikler gerekli şekilde dikkate alınmamıştır. Bürokratik ve sosyo-ekonomik (daha doğrusu idari-pazar) gerekçeler üstün gelmiştir. Madem Adıgey küçük bir devlet ve (Olimpiyatlar ve devlet başkanının yazlık köşkü göz önünde bulundurulduğunda RF’nun özel üyesi) Krasnodar bölgesiyle çevrili, Güney bölge bünyesine dahil olmalı. Aleksandr Hloponin’in tayinini genel olarak pozitif değerlendiren Profesör Hacismel Thagapsoev’un haklı açıklamasına göre, Kuzey Kafkasya bölgesinin mevcut konfigürasyonuyla ayrı yapı olarak bölünmesi olumsuz “politik ve kültürel özelliğe” sahiptir: "Kafkasya’dan uzak insanlar, Rusya’dan bölünmeye meyilli bölge olarak algılamaktadır. Bu yüzeysel politikacıların uydurması olmasına rağmen, bu anlamda mevcut konfigürasyon beni endişelendiriyor. Politik ve kültürel anlamda Güney Federal Bölgesi daha ikna edici gibi görünüyor, zira Rusya’nın tarihi kaderi, bir bütün olarak kültürel-uygar alana entegrasyondur".

Ve belirtelim ki, yeni konfigürasyon sadece “Adıge dünyasını” (bu arada profesör Thagapsoev çalışmalarını Maykop’ta değil, Nalçik’te yürütmektedir) değil, ayrıca yeni konfigürasyonu RF’nun diğer “büyük” bir üyesiyle “birleşletilmesi” suretiyle devlet bütünlüğünün korunması için tehdit olarak gören Kalmlk Cumhuriyeti’ni de endişelendirmektedir.

Burada, bölücülük ve Rusya politikasına “Abhaz karışıklığının” sokulmasının söz konusu olmadığını belirtelim. Fakat bu, sorunun ciddiyetini hafifletmiyor. Bu, genel ulusal stratejinin belirlenmesinde Rusya’nın çeşitli vatandaşlarının fikirlerinin dikkate alınmasıdır, bu devlet mekanizmasının esneklik sorunudur. Ve nihayetinde, bu politikaya kültür unsurunu geri döndürme ve genel olarak  halk politikasını geri döndürme sorunudur. Müzakere edilmeden, insan psikolojisi ve etno-kültürel faktörler dikkate alınmadan ,küçük gruplarla alınan katı teknokratik kararlar özlendiği gibi istikrarı değil, çok farklı sonuçlar doğurabilir.




Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.