Arama

21 Mayıs 2010’da Kartlar Yeniden Karılırken


Havdukho Bislan
 

Bir 21 Mayıs’ı daha geride bıraktık. Gerek Kafkasya’da gerekse başta Türkiye olmak üzere çeşitli ülkelerde yaşamını sürdüren Kafkas diasporalarının sivil toplum örgütleri, 21 Mayıs’ı üzerine yükledikleri anlam çerçevesinde andılar.

Bir 21 Mayıs’ı daha geride bıraktık. Gerek Kafkasya’da gerekse başta Türkiye olmak üzere çeşitli ülkelerde yaşamını sürdüren Kafkas diasporalarının sivil toplum örgütleri, 21 Mayıs’ı üzerine yükledikleri anlam çerçevesinde andılar.

Kafkasya’daki anma etkinliklerinin tamamına yakını kendilerini kırmızı çizgilerle çepeçevre saran “resmi ideoloji”nin sınırlarında dolaşan bir üsluba sahipti. Ama diasporalar için bunu söylemek imkânsız. Bu seneki etkinliklerin önemli bir kısmını düzenleyen örgütlerimiz toplumsallaşma ve siyasallaşma açısından iyi bir sınav verdiler. Kafkas diasporaları örgütlü ve örgütsüz her türlü manipülasyona ve pasifleştirme çabalarına rağmen artık kozasından sıyrılan ipek böcekleri gibi. Azimleri, heyecanları, gelecek tasavvurları ve -kontrollü olmak şartıyla- öfkeleriyle büyük ümit vaat ediyorlar.

21 Mayıs 2010 tarihi belki de bir dönüm noktası sayılacak yıllar sonra tarih yazıcıları tarafından.

Temelleri 1990’lı yıllarda atılan bu süreç, artık yeni bir döneme doğru evriliyor ve hem Kafkasya'da hem de diasporalarında taşlar yerinden oynamaya devam ediyor. Tabir caiz ise “kartlar yeniden karılıyor”. 

Muhtemelen bu dönemin sonunda yeni bir dünya kurulacak. Bizim bu dünyadaki yerimizi ise; ütopyalarımızı realize edebilme becerimiz ve akıtacağımız alınterimiz belirleyecektir.

Özgür bir gelecek tasarımı haykırışları ve tüm zincirlerimizi kıracak direniş ruhu artık yeniden ortaya çıkıyor. 1990 Haziran’ın da, “Kafkasya’nın yeniden dirilişinin ilk işaret fişeklerini yakan Kafkas Halkları Konfederasyonu”1da Abhazya’nın başkenti Akua (Sohum) kentinde otuzbin kişinin katıldığı mitinginde tam da bu amaç için haykırmıştı dünya kamuoyuna:

21 Mayıs artık sözde “zafer günü” değil, “Kafkas Soykırımını ve Sürgününü Anma Günü”dür. Direniş ve diriliş günüdür.

Bu seneki 21 Mayıs etkinliklerinin öncesini ve sonrası değerlendiren onlarca yazı çıktı medyada ve sanal dünyada. Birçoğundan oldukça faydalandığımız tartışmalar ve değerlendirmeler bir süre daha devam edecek gibi görülüyor.

Sanal dünyada dikkatimi çeken ilk yazı cherkessia.net sitesinde 04 Mayıs 2010 tarihinde yayınlanan “21 (Yirmi Bir)” adlı yazının başlangıç bölümü olmuştu. Bu yazı da maalesef Amerika yeniden keşfediliyor ve 21 Mayıs’ın sembol seçilmesi talihsiz bir gönderme ile 125. Yıl Kültür Haftası” etkinlikleriyle ilişkilendiriliyordu:

Her şey 21 yıl önce başladı.

21 Mayıs,  21 yıl önce organize edilen 125. yılın ürünü idi. 

Ne Çar’a çekilen telgraftan, ne de 21 Mayıs’ın anılmasından bahseden yoktu…”

“…125. yılda Dünya Çerkes Birliği ve Federasyonun temelleri atılmıştı. O yıllardan bu güne 21 Mayıs 21 yıldır aralıksız anıldı, anlatıldı. 

Artık bir 21 Mayıs bilinci oluştu…”

Yukarıdaki satırları yazan arkadaşımız 1989 yılında Ankara’da faaliyet gösteren Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’nin düzenlediği 125. Yıl Kültür Haftası” (veya Kuzey Kafkas Kültür Haftası) etkinlikleri ile ilgili anılarını yanlış hatırlıyor ve 125. Yıl Kültür Haftası”na gereğinden fazla anlam yüklüyor bence. “Anılar yanlış hatırlanıyor” diyorum çünkü 125. Yıl Kültür Haftası”nı sayfalarına taşıyan Kafdağı Dergisi hiç de böyle şeyler yazmıyor.

Bu yanlışlık (Yirmi Bir)” yazısı ile sınırlı kalmadı maalesef. Aynı yanlış gönderme 26 Mayıs 2010 tarihinde Marje Mail Grubu’na düşen bir değerlendirme yazısında da vardı. “125 inci yıldan itibaren KAFFED'in başlattığı anmalar derneklerde yapılıyordu” şeklindeki cümle de aynı hatayı bir kez daha tekrarlayan bir tespit idi.

Bu tespitler çok abartılı ve yanlış. Çünkü;

125. Yıl Kültür Haftası” kendi ifadeleri ile sadece “Çerkeslerin ulusal-kültürel öğelerindeki değişim ve yok oluşun tartışıldığı”2 bir toplantılar bütünü idi.

125. Yıl Kültür Haftası” sonrasında açıklanan deklarasyonda toplantıların amacı “kaybolmaya yüz tutmuş folklor, dil ve adetler gibi kültür öğelerimizi tartışarak, en azından, geride kalanları yaşatmanın yollarını aramaktır”3şeklinde açıklanır.

125. Yıl Kültür Haftası” her şeye rağmen anavatan ve diasporaları için bazı açılardan önemli bir organizasyon sayılabilir. Sosyo-kültürel konuların yanı sıra Kafkas-Rus savaşları ve sürgün konuları da toplantılar sırasında işlendi ve konuşuldu. Ama bu kadar.

Bu toplantılarda ve sonrasında açıklanan deklarasyonda bizim bugün anladığımız anlamda örneğin; “21 Mayıs Çerkeslere uygulanmış bir soykırımın ve sürgünün anma günü olarak kabul edilmelidir” şeklinde bir cümleyi bulamazsınız. Hatta “21 Mayıs” tarihi bile hiç geçmemektedir yapılan konuşmalarda ve açıklanan deklarasyonda.. Çarlık Rusyası’nın işgal, soykırım ve sürgün politikaları açıkça eleştirilmediği gibi Çarlık Rusyası’nın adı da deklarasyonda hiç geçmez. Biz 300 yıllık bağımsızlık savaşını gölgelerle yapmışız sanki...

Halbuki 125. Yıl Kültür Haftası”nın düzenlendiği 21-27 Ekim 1989 tarihinden tam iki ay önce 25-26 Ağustos 1989 tarihinde kurulan Kafkas Halkları Konfederasyonu (Kafkas Dağlı Halklar Birliği) gerek kuruluş tüzüğünde gerekse sonraki dönemlerde yayınladığı tüm bildirilerde tarihsel haksızlıklara politik bir tavır koyuyor ve Kafkas halklarını uyanışa, direnişe ve dirilişe çağırıyordu.

Daha iyi bir karşılaştırma yapabilmek için dönemin kaynaklarından alıntılar yapmak en uygunudur. Şöyle ki;

Aşağıdaki satırlar Kafkas Halkları Konfederasyonu’nun tüzük ve bildirilerinden;

“…Bizler Kafkasya’nın dağlı halkları: Abhazlar, Abazalar, Adigeler, İnguşlar, Kabardeyler, Çerkesler, Çeçenler,

- Etnik birliğimizin, tarihi ve ruhi bütünlüğümüzün, geçmişte bütün kahramanlık ve trajik devirlerde omuz omuza verdiğimiz mücadelenin de teyit ettiği yüzlerce yıllık kardeşliğimizin bilinci içindeyiz…”4

Bizim Çerkeskamız (milli giysimiz) birdir, etiketimiz birdir, vatanımız birdir, özgürlük ve bağımsızlık arzumuz birdir. Önümüzdeki yıl birleşme hareketini hayata geçirelim. Grozni’den, Terekkale (Vladikavkaz)’tan, Nalçik’ten, Çerkesk’ten, Maykop’tan, Kıyıboyu Şapsığ’a ve Sohum’a kadar hepimiz elele verelim.”( Kabardey Delegeleri Grubu’nun Tebliği)5

“…Uluslararası hukuk çerçevesinde, yurtdışındaki üç milyondan fazla soydaşımızla ilişkimizi sürdürmek, isteyen herkesin anayurduna dönebilmesi için bütün gayretimizi göstermek ve onların tarihlerini, anadillerini öğrenmelerine yardım etmek, çeşitli ortak tesisler ve kültür merkezleri açılması için gereken yardımı yapmak arzusundayız…”6

“…Biz Kafkasya dağlı halklarının temsilcileri, Kafkasya’nın bağımsızlık ve özgürlüğü uğruna can veren atalarımızı anmak ve yabancı ülkelere sürülen muhacir soydaşlarımıza dostluk elimizi uzatmak amacıyla Abhazya Ö.S.S.C. başkenti Sohum kentinde toplandık.

Özgürlük ve bağımsızlık aşkı, her zaman dağlı ulusal bilincinin temeli olmuştur. Bu yüce idealleri savunma mücadelesi tarihimize kahramanlık ve trajedilerle dolu nice sayfalar yazdırmıştır.

Fakat payımıza düşen en ağır sınav, Rus imparatorluğuna karşı verdiğimiz antikoloniyal mücadeledir. Çarlık hükümeti yalnız Kafkasya’yı fethetmek değil, baş eğmeyen dağlıları yok etmek ve sürmek amacını da güdüyordu. Gerçekte bu amaç, halklarımıza karşı bir soykırım olan savaşın barbarca karakterini belirlemiştir.

Savaş sırasında yüz binlerce insan açlık ve hastalıktan öldü. Sağ kalanlar dağlara sığındılar, çünkü çok sevdikleri vatanlarını terk etmeye zorlanıyorlardı. Milyonlarca sürgün-muhacir vatandan atıldı. Sersefil bırakılıp dünyaya savrulan dağlılar, vatanlarında ve gurbette pek çok acılar çektiler. Fakat bütün bu talihsizliklere, öz vatanımızda birbirimize kavuşmanın kutsal umudu sayesinde dayandık…

“…Kafkas savaşının bitiş tarihi olan 21 Mayıs 1864, Kafkas savaşı ve sürgününün kurbanlarını anma günü olarak ilan edilmelidir...”7

Aşağıdaki satırlar da Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’nin düzenlediği 125. Yıl Kültür Haftası”deklarasyonundan8;

“…Çerkesler bir çok kötü tarihsel dönemler de geçirmişlerdir. Bir çok ulus onlara savaş açmış, bir çok salgın hastalıklara maruz kalmışlardır. Bu felaketler yü­zünden, yüzyıllık emeğin ürünü olan yazınsal eserler kaybolmuştur. Açılan savaşlar sonucunda, kendi öz topraklarını terk etmek zorunda bırakılan Çerkesler, günümüzde tam 45 ülkede yaşamaktadırlar. Çerkeslerin bir kısmı Anavatanları Kafkasya’da yaşarken, önemli bir bölümü de başka ülkelerde yaşamaktadırlar…”

“…Kafkasya dışındaki ülkelerde yaşayan Çerkesler, içinde yaşadıkları ulusla anlaşarak, on­ların yaşam felsefelerine ayak uydurarak, se­vinçlerini sevinç, üzüntülerini üzüntü kabul ederek, birlikte yaşamaya çalışmaktadırlar. Onların içinden devlet adamları, iş adamları, kendi benliklerine sahip çıkan büyük önderler çıkmıştır. İçinde yaşadıkları ulusların insanlarından geride kalma­dan, paylarına düşen bütün işleri başarıyla yap­maktadırlar. Yabancı ülkelerde dağınık olarak yaşamak zorunda kaldıkları için, kendi öz kültürlerinden kopmaya, değişik yaşam biçimleri edinmeye; dilleri yok olmaya başlamıştır. Böy­lesine ölümsüz bir durumun ortaya çıkmasının temel nedeni; bir bütün halinde kendi anavatanlarında yaşayamadıklarındandır. Yabancı ülkelerde yaşamak zorunda bırakılmış Çerkeslerin dillerini kullanma özgürlükleri yoktur. Bundan dolayı da çok şey kaybetmektedirler…”

“…Çerkes halkının var olan kültür öğelerinin yaşatılması ve geliştirilmesini istiyoruz. Bu istek, politik bir faaliyet olarak algılanmamalıdır. Bizler politik amaçlarla, başka halklara zarar vere­bilecek faaliyetlerde, bulunmak istemiyoruz. Kültürel isteğimizin de politik bir faaliyet olarak algılanmasını da istemiyoruz…”

“…ÇERKESLERİN amaçları, gelecekleri için tasarladıkları ile içinde yaşadıkları halk­ların amaçları birbirlerine ters düşme­mektedir. Çerkes kardeşlerimiz için gösterdiğimiz çabalar, içinde yaşadığımız uluslara hiç bir zararı olmayacaktır. Bizim istediğimiz özümüzü kaybetmeden, dilimizi kaybetmeden, tarihimizi kaybet­meden yaşamaktır…”

.”…Şu düşüncemizi herkes bilmelidir ki; Dün­yada hiç bir Çerkes içinde yaşadığı ulusun yaşamına art niyet ve gıpta ile bakmaz. Oralarda toprak sahibi olup ta, devlet kurma isteği olan hiç bir Çerkes yoktur dünyada. Yine dünyada tek bir Çerkes yoktur ki, içinde yaşadığı toplumun kötülüğünü isteyen, yaşam biçimine ve toprağına göz dikip, bölmek isteyen. Biz istiyoruz ki; Dünyadaki tüm halklar bizim de bir ulus olduğumuzu kabul etsinler. Dilimizi ve kültürümüzü koruyarak yaşamak istediğimiz güzel bir gelecek ve kendi topraklarında bütün­leşen bir ulus olma çabamızın olduğunu kabul et­sinler…”

“…125 yıl evvelini, başımıza gelen tüm felaketleri anlattık. Ama kin kusmadık. Hedef ve suçlu gösterip işi kan davasına götürmeyi düşünmedik…”

Yukarıda alıntı yaptığımız satırlar iki farklı örgütlenmenin zihniyet dünyasını çok net bir şekilde açıklıyor. Her iki zihniyet dünyası ve oluşturdukları örgütlenmeler bugünde varlığını sürdürüyor.

İstanbul’da ve Antalya’da RF konsolosluğu önünde toplanarak Rus emperyalizmini lanetleyen ve “Özgür Çerkesya” “Özgür Kafkasya” diye haykıran, Samsun’da 21 Mayıs yas gününü fiili tatil günü ilan eden ve “Soykırım ve Sürgün Orucu” tutan yurtsever tüm Kafkasyalılar Kafkas Halkları Konfederasyonu’nun açtığı kutlu yolda yürümektedirler.

Çevresinde yaşadıkları denizlerin sahillerinde toplanarak kahır çiçekleri bırakan, soykırımın ve sürgünün tüm acısını günahsız denizlerden çıkarmaya çalışan mahcup ve ürkek Çerkesler ise diğer zihniyet dünyasının manipülasyonuna uğramış talihsiz aktörlerdir.

____________________________________________________

1 21 Mayıs’da Acı Hatıralarımız Günlük Hayatımızı Dondurmalı, Umutlarımız Geleceğimizi Aydınlatmalıdır. http://www.samsunbkd.org/

2 Kafdağı Dergisi, Sayı: 33-36, Ekim 1989-Ocak 1990, sf: 92-94, Ankara.

3 Kafdağı Dergisi, Sayı: 33-36, Ekim 1989-Ocak 1990, sf: 92-94, Ankara.

4 Kuzey Kafkasya Dergisi. sayı:76-77-78, s: 11-12-13, İstanbul 1990.

5 Kafdağı Dergisi, Sayı: 43/48, s: 103, Ağustos 90 / Ocak 91. Ankara.

6 Kuzey Kafkasya Dergisi. sayı:76-77-78, s: 11-12-13, İstanbul 1990.

7 Kafkasya Gerçeği Dergisi, Sayı: 3, s: 4-5, Ocak 1991, Samsun.

8 Kafdağı Dergisi, Sayı: 33-36, Ekim 1989-Ocak 1990, sf: 92-94, Ankara.




Sizde yorumunuzu eklemek için tıklayın.
Yorumlar
Tüm yorumları görüntülemek için tıklayın.
salim - kayseri
05 / 07
Sayın Bislan, Yazınız, her duyduğumuzu doğru kabul etmemizin nasıl bir hata olacağını ortaya koymuş. Devamını merakla bekliyoruz. Daha fazla geciktirmezseniz memnun kalırız. Selam ve saygı ile.
Hakan - İstanbul
30 / 05
Olay ve olguları, terminolojik kaymaları yerli yerine belgeleriyle(!) oturtan bilgilendirici bir yazı. Son dönemlerde, Özellikle 21 Mayıs soykırım ve sürgünü konusunda tefekkür kaygısından yoksun bazı bizmerkezci, kerameti kendinden menkul dimağların yarattığı kavram kargaşası ile oluşan kakafoni, tekzip ve düzeltilmesi gerekli bir bilgi kirliliği alanı da yarattı. Kanaat ile bilgi arasındaki farkı çok net ortaya koyan bu yazıdan umarım bizler gibi yazının muhatapları da faydalanır, kavramları çok daha geniş bir bilgi süzgecinden geçirmeden ele alma kolaycılığından vazgeçerler.