Arama

1900'lerden bir Osmanlı hikayesi: Çerkes
Orta yaş üstü olup da "Bonanza" dizini hatırlamayan var mıdır? Siyah-beyaz TRT'nin ilk yıllarında oynadığı saatlerde adeta hayat dururdu. İşte bu efsane dizinin yönetmeni Muhiddin Quandour, yeni projesi için İstanbul'daydı. Ben de "Fırsat bu fırsat" deyip, Anthony Quinn'le dostluğundan Ömer Şerif'li yeni projesine ve Türk dizilerinin başarısına kadar Mohiddin Bey ile her şeyi açık seçik konuştum. Keyifle okuyun.
-Çerkez, Ürdünlü ve Amerikalı... Bünyenizde üç farklı kültürün özelliklerini barındırıyorsunuz. Bu durum sanatsal vizyonunuzu nasıl etkiledi?
Aslında her sanatçı içinde yetiştiği toplumdan ve çevresinden etkilenir. Amerika'da 35 yıl geçirdim ve film tecrübemin yüzde doksanı Amerika'da oluştu. Ayrıca Rusya ve Avrupa'da da belgeseller çektim ama benim vizyonum evrenseldir yani Amerikan ya da Arap değil. Dünyaya bakış açım da öyle. Evrensel bir felsefeye sahibim. Yani ben dünya vatandaşıyım. Bu benim kendi adıma elde ettiğim en büyük başarı, yaratıcılık sürecinde beni en çok besleyen şey.
-Ürdün'den Amerika'ya ve oradan da sanat dünyasına uzanan bir yolculuk. Hayat hikayenizin Hollywood filmlerinden bir farkı yok...
Ailemin bir kısmı Türkiyeli. Babam Kayseri civarında doğmuş. Benim filmlere yolculuğumsa gerçekten ilginç bir hikayedir. İlk romanımın film hakları 20th Century Fox tarafından satın alındı. Onlar beni Hollywood'a davet ettiler. Orada çok yakın bir arkadaşım vardı aslında ikimiz de atlarla ilgilendiğimiz için birbirimizi tanıyorduk. Adı John Houston'du. Hani şu herkesin tanıdığı büyük yönetmen. Pek çok kez onun İrlanda'daki çiftliğini ziyaret etmiştim. Bu yüzden Hollywood'a gittiğimde de ilk olarak onu aradım. Zaten bir yazar olduğum için senaristlerin arasına katılmam da pek zor olmadı. Daha sonraları John da yönetmenlik anlamında bana pek çok kapının açılmasını sağladı. Bana pek çok konuda hocalık etti. Bir kez Hollywood'a adım atarsanız gerisi kolayca gelir. Ama ben bunlarla da yetinmedim aynı zamanda ekonomi ve tarih okudum ve doktoramı tamamladım. Avrupa'ya döndüğümde ise daha çok belgesellere yoğunlaştım. Fransa'da atlarla ilgili pek çok belgesel yaptım. BBC için müzik üzerine bir belgesel serisi hazırladım. Bazen sırf komik bulduğum için bazı projeleri yönettim. Son on yıldır film işlerini bıraktım. Tüm vaktimi roman yazmaya ayırıyorum.
-"Bonanza", televizyon dünyası için efsaneleşmiş bir dizi. Başarılı olmasının sırrı neydi? Neden sona erdi?
Evet gerçekten Bonanza Amerikan tarihinin en başarılı televizyon işlerinden biri. 1959'da başlayıp 14 yıl devam etti. Bitmesinin sebebiyse ana karakteri oynayan oyuncunun gerçek hayatta ölmesi oldu. Oyuncu o kadar başarılıydı ki yerine başkasını geçirmek yerine, diziyi bitirmeye karar verdik. Çünkü izleyicileri onun yerinde başkasını kabullenemeyeceklerdi. Başarının sırrıysa pek çok doğru elementin bir arada bulunmasıydı. Herkesin hemen benimsediği çok samimi bir aile hikayesiydi. İçinde sadakat, özgürlük, macera ve sevgi vardı. Her sahne birbirinden bağımsız olarak yazıldı. Her bölüm birbirinden ayrı heyecanlar yaşattı. O dönemde yani 60'larda yazılan tüm diziler stüdyo ortamında çekilirdi. Fakat Bonanza Nevada yakınlarındaki gerçek bir çiftlikte çekildi. Bu da diziyi benzersiz kılan faktörlerden biriydi. Gerçek vahşi batıyı ekrana yansıttı.
-Bu diziyle ilgili pek hatıranız vardır...
Hem de pek çok. İçlerinden benim için en unutulmaz olanı anlatayım. Çünkü İstanbul'la bir bağlantısı var. 1970'lerin başında aktör Anthony Quinn'le İstanbul'a geldim. İstanbul'da geçen bir romanım vardı. Anthony buradaki karakteri çok beğendi ve onu kendisini oynamak istediğini söyleyerek romanın film haklarını satın aldı. Sonra bu işi hayata geçirmek ve çeşitli yapımcılarla görüşmek için İstanbul'a geldik. O dönemde Bonanza'nın Türkiye'de tanınabileceği aklımın ucundan bile geçmiyordu. Hilton Oteli'ne varır varmaz bizi gazeteciler karşıladı. Anthony'ye film hakkında sorular sordular. Anthony ise beni göstererek "Bu yanımdaki genç adam filmin senaristi ve aynı zamanda bir dizi yönetmeni. Amerika'da Bonanza gibi işlere imza attı" dedi. Gazeteciler Bonanza'yı duyunca Anthony Quinn'i unutup bütün ilgilerini bana yönelttiler. Bonanza'nın ününün buralara kadar gelmiş olacağını açıkçası düşünmemiştim.
hn Houston'la olan dostluğum kadar yakın olmadığını da belirtmek isterim.
-Türk dizileri dünya çapında özellikle de Arap ülkelerinde çok beğeniliyor, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
İngiltere'de yaşamama rağmen zaman zaman Ürdün'e gidiyorum ve Türk dizilerinin Arap dünyasında ne kadar başarılı olduğunu görme fırsatı buluyorum. Sanırım iki kültür arasındaki ortak noktalar bu işin sırrı. Aynı zamanda oyuncular da çok başarılı. Bana sorarsanız Türk dizileri Latin Amerika'da da başarılı olabilir. İnsanlar mutlaka kendilerinden bir şeyler bulacaklardır.
-Teklif alırsanız Türkiye'de de çalışmayı düşünür müsünüz?
Türkiye'de geçen bir hikayem var. Türk ve İspanyol çingenelerinin Fransa'nın güneyinde yapılan bir festivalde karşılaşmalarını anlatıyor.Bunun filmini çekmek isterim.

Bugüne kadar tam 14 roman yazdı
- Aynı zamanda "best seller" olmuş bir kitabın da yazarısınız. Bize biraz bu kitabı anlatır mısınız?

Aslına bakarsanız toplamda 14 romanım oldu. Bugüne kadar pek çoğu İngiltere'de ve Amerika'da yayınlandı. Aynı zamanda Rusça ve Arapçaya da çevrildi. Umarım yakında Türkçeye de çevrilir. Özellikle Çerkezler üzerine yazdığım 6 kitaplık bir setin Türkiye'de yayınlanmasını çok isterim. Bu sette bir ailenin 4-5 nesil boyunca yaşadıkları anlatılıyor. Bunun özellikle Türkiye'de yayınlanmasını istiyorum çünkü dünya üzerinde Çerkez kültürüne en çok sahip çıkan ülke burası. 6 ila 10 milyon arasında Çerkez ya Türkiye'de yaşıyor ya da Türkiye'yi vatanı olarak görüyor. Ben bu insanların atalarına neler olduğunu öğrenmelerini istiyorum. Nereden geldiklerini, buraya nasıl vardıklarını ve yolda başlarına neler geldiğini mutlaka öğrenmeliler.

Çerkez adlı filmi 1900'lerden bir Osmanlı hikayesi
-2010 yılında "Çerkez" isminde bir film çektiniz. Bu film için neler söyleyeceksiniz?

Bu film bizim için gerçekten önemli. Ayrıca Film "Monaco Film Festivali" ne davet edildiği için de çok heyecanlıyız. Çünkü o festivalde sadece 7 film seçilir ve bizimki 400 film arasından seçildi. "Çerkez" 1900 yılında geçen bir Osmanlı hikayesi. Dönemin hükümeti Hicaz -Medine tren yolunu inşa ederken Arap ve Bedevi kültürleriyle çatışıyor. Bu durumu çözmek için de Çerkezler o bölgeye yerleştiriliyor. Göçün sonucunda birbirinden çok farklı olan Çerkez ve Bedevi kültürleri kaynaşıyor. İşin ilginci Ortadoğu'da pek çok Çerkez yaşar. Herkes onların varlığından haberdardır ama kimse neden oraya geldiklerini bilmez. Bu yüzden böyle ilginç bir hikayenin filmini yapmaya karar verdim. Ürdün Kraliyet Ailesi de sinemaya çok ilgili olduğundan bu filme destek verdi. Bu film aslında bir üçlemenin başlangıcı, ikinci filmin çok daha büyük bir kısmı Türkiye'de geçebilir. Bu durumda Türk ve Çerkez oyuncularla da çalışma fırsatı bulacağız.

RÖPORTAJ: ÖZKAN BİNOL
Yeniasır,13-11-2010













Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.