Arama

Diaspora Çerkesleri (*)
Diaspora Çerkeslerinin en belirgin özelliklerinden birisi üzerinde yaşadıkları toprakların menfaatlerini korumada bencil olmamaları ve ülkeye sadık kalmalarıdır. Diğer bir deyişle, bulundukları her yerde azınlık olarak hayatlarını sürdürmelerine rağmen, hiç bir zaman iktidarlar için problem çıkarmamışlardır. Bunun tek istisnası Sovyet rejimi altında yaşayan Çerkeslerdir.
Çerkesler, Sovyet rejimi zamanında anavatanları olan Kuzey Kafkasya'da azınlık durumunda idiler ve fırsat buldukça Sovyet rejimi ile mücadele etmekdeydiler. Mesela, II. Dünya Savaşı sırasında bir kısım Çerkes anavatanlarının özgürlüğü için Almanlarla işbirliği yapıp Sovyetlerle savaşmıştır. Bunun dışında, diasporadaki Çerkesler kendilerini sadık vatandaş olarak ispat etmişlerdir.
Bir başka çarpıcı örnek de İsrail'deki Çerkeslerin durumudur. İsrail'deki Kfar-kama ve Reyhaniye adlı iki yerleşim merkezinde yaşayan Çerkesler sadık birer İsrail vatandaşıdırlar ve sadakatleri İsrail Devleti tarafından da kabul edilmektedir. Nitekim, İsrail'de önemli bir azınlık olan Araplar askere alınmazken Çerkesler, Dürzilerle birlikte askere alınmaktadırlar. Diğer yandan, Ürdün nehrinin doğu yakasındaki Çerkesler de İsrail'le çatışan menfaatleri olan Ürdün Haşimi Krallığı'nın sadık vatandaşıdırlar.
Azınlıkların toplumsal bütünleşme ve devletleşme süreci içerisine giren devletler için olumsuz faktör olarak öne çıkması, hem modern ulus-devlet oluşturma sürecinin, hem de azınlık psikolojisinin birleşik bir neticesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Modern ulus-devlet oluşturma sürecinde ırka dayalı milli kimlik ve milli devletlerin oluşumu, azınlıkların kimliklerinden feragat ederek oluşturulmaya çalışılan bütünleşmeye katılmasına veya bu sürecin dışında tutulmasına sebep olmuştur. Fransız İhtilali ile başlayan bu süreç Fransa topraklarında yaşayan Bröton, Bask, Alman ve Valonların Fransız; Almanya topraklarındaki Yahudi ve Lehlerin ise Alman olarak kabul edilmelerini gerektirmiştir. Bu süreç, kimliklerini ve kültürlerini korumak isteyen azınlıklar için sorunlar doğurmuştur. Neticede, ulus devletlerdeki egemen otorite ile azınlıkların zımmi veya açık bir çatışması kaçınılmaz olmuştur. Bu olgu XX. yüzyıla damgasını vuran ulus-devletlerin en önemli problemlerinden biri olarak karşımıza çıkmıştır.
Öte yandan, bir azınlık olarak Çerkeslerin bazı ulus-devletlerdeki azınlıkların sergilemiş olduğu tutum ve tavırları sergilemediği gözlenmiştir. Topraklan üzerinde yaşadığı ülkenin sadık vatandaşı olmayı reddetmemeleri, hatta, o ülkenin oluşturulmasında çoğunluğu oluşturan toplumsal kesimden geri kalmamaları, XX. yüzyılın önemli olgularından biriyle çelişmektedir. Yeryüzünde anavatanlarının dışında yaşadıkları bütün topraklarda aynı tutum ve davranışı göstermeleri bu farklılığın sebebinin daha çok Çerkeslerin diaspora hayatını algılayışının bir sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. Gerçekten de Çerkesler, Kuzey Kafkasya'da yabancıların tahakkümü altına girmeyi her ne şartla olursa olsun reddederken, göç etmiş oldukları topraklardaki farklı milli oluşumlara destek olmuşlardır.
Diaspora, Çerkesler için hiçbir zaman anavatanın yerini almamıştır. Üzerinde yaşadıkları ülke neresi olursa olsun onun sadık vatandaşı olmanın yanında anavatanları ile kimliklerini özdeşleştirmişlerdir. Bugün Avustralya'dan Kanada'ya kadar uzanan dünyanın pek çok yerindeki Çerkesler altı veya yedi nesil öncesinden Kuzey Kafkasya'dan ayrılmalarına rağmen hala kendilerini Kuzey Kafkasyalı ve kabile isimleri ile tanımlamaktadırlar. Bu duygulan taşırken üzerinde yaşadıkları ülkelerin sadık birer vatandaşı olduklarını gizlememektedirler. Hatta kendi dedesinin Ürdün'ün devletleşmesinde önemli katkıda bulunuşuyla övünen Çerkeslerin olması, bu iki gerçeğin aynı anda nasıl var olabileceğini göstermektedir.
Çerkeslerin Türkiye Kurtuluş Savaşı'ndaki katkılarını da göz önünde bulundurursak yukarıda izah edilmeye çalışılan olgu daha iyi bir şekilde anlaşılacaktır. Şüphesiz, Çerkeslerin bu tür davranış sergilemelerini sadece Çerkeslerin diaspora hayatını algılayışları ile açıklamak yetersiz kalmaktadır. Bunun yanında, göç ettikleri ülkenin Müslüman olması Çerkeslerin o ülkeye daha çabuk ve kolay bir şekilde uyum sağlamasına ve sadakat göstermesine sebep olmaktadır. Ayrıca, bulundukları ülke yönetimi ile organik bir bağa (evlilik v.s.) sahip olmaları sadakatlerinin daha da kuvvetlenmesine sebep olmaktadır. Zira, Çerkesler arasında aile, kabile ve yakın çevre ile olan ilişkiler üst düzeyde tutulmakta ve insan ilişkilerinde belirleyici bir rol oynamaktadır.
Çerkeslerin azınlık olarak Ortadoğu'daki durumu bölgenin sosyal yapısı hakkında bazı ipuçlarını da ortaya çıkarmaktadır. Aslında Ortadoğu ülkelerinde, Çerkesler dışında azınlık olan bir çok etnik grup vardır. Ermeniler, Süryaniler, Kiptiler, Dürziler gibi azınlıklar Ortadoğu toplumlarının bir parçası durumundadırlar. Azınlıkların sayısının çok olduğu Lübnan'da azınlıklar toplumsal kaosa sebep olurken yine birkaç azınlığa sahip Ürdün'de azınlıklar düzeni sarsacak bir hareketin içerisine girmemişlerdir. Çerkeslerin azınlık olarak sergilemiş olduğu tavır, ulus-devletlerdeki hakim milli kimlik ile azınlıklar arasındaki teoride kabul edilmiş sürtüşmenin her durum için geçerli olmadığını gözler önüne sermesi bakımından dikkate değerdir.
______________________________________________ 
(*) “Celal Sarıçam, Arap Devletlerinin Oluşum Sürecinde Çerkesler, Ürdün Cerkesleri, Şamil Eğitim Kültür Vakfı Yayınları, İstanbul 1998” den alıntı.
 


Sizde yorumunuzu eklemek için tıklayın.
Yorumlar
Tüm yorumları görüntülemek için tıklayın.
Sami Gören - Kahramanmaraş
09 / 08
Sayın Yetkili, ,Öncelikle siteyi çok beğendim. Sizleri tebrik ediyorum. Ancak eksikliklerde yok değil. Örneğin; Diaspora'dan söz edilirken Mısır unutulmuş. Bilindiği gibi Mısır'da hatırı sayılır Kuzey Kafkasyalı nüfus yaşıyor. Bu eksikliğin giderilmesini diliyorum. Selam ve Saygılarımı sunarım.
Bu kategorideki diğer yazılar