Arama

Kafkas Ada Medeniyeti’nin Ön Kolonları Pelasg-Abhazlar ve Doğu Akdeniz'deki İzlerine Dair -I-

Balkar Selçuk

Abhazya’ya …


Diaspora

Deniz Kabileleri'nin antik çağlarda Kafkasya'dan çıkıp Anadolu'ya ve Akdeniz havzasına yaptıkları bir dizi seferin bu bölgede çok büyük izler bıraktığı kabul edilmektedir.

Bu kabileler içerisinde Therakes, Pelasg, İllyria'lı, Kelt, Ligür, Leleg, Karia, Likya, Libya ve diğer Kokozoik halkları bulmak mümkündür.1 Bu akınlar tüm Akdeniz havzasında derin etkilere yol açmıştır. O kadar büyük bir sefer olmuştur ki ilkin Hititler Therakes-Frigyalılar, Likyakyalılar ve Kaşka'ların saldırılarına dayanamamış ve yıkılmıştır. Daha doğuda ve güneyde ise Hurri egemenliği bitmiş ve sonraları Urartu'lar bölgeye hâkim olmuştur. Akdeniz'e yapılan seferlerde eski Mısır tamamen kuşatılmış, Ugarit-Amurru (Suriye) ve Kıbrıs Kafkasyalı Deniz Kabilelerinin eline geçmiştir. Firavun III. Ramses MÖ 1190 yılında Mısır'da Medinet Habu kentinin duvarlarına bu yaşananları şöyle kazıtmıştır:

Hatti ülkesinden hiçbiri bunların saldırışına dayanamadı. Kode (Kilikya), Kargamış (Yukarı Fırat), Arzaova ve Alaşia (Kıbrıs) tahrip edildiler. Bu insanlar Amurru ülkesinde bir yerde ordugâhlarını kurdular. Burasının halkını sanki hiç yokmuş gibi mahvettiler. Bunlar önlerinde bir ateş perdesi bulundurmak suretiyle Mısır üzerine yürüdüler. Müttefikler arasında Pelest, Turşa, Şerdana, Şekeleş, Zakkari, Danuna ve Vavaşlar vardı. Bu insanlar dünyanın kenarındaki ülkelere bile el uzatıyorlardı. Kalpleri güvenle doluydu ve kendi kendilerine ‘planlarımızı başarıyoruz’ diyorlardı.2


Lequenne istilalarla ilgili olarak: “İllyria'lılar ve Therakes'ler tepeden tırnağa silahlı olarak denizden ve karadan dalga dalga Küçük Asya'ya inmişler, Hitit imparatorluğunu, Fenike şehirlerini yıkmışlar Mısır'a korku salmışlardı. Mısırlılar trafından “Deniz Kavimleri” adı verilen bu istilacılar “uygarlık tarihinde birinci planda rol oynamışlardı” denmektedir.3 İstilalar öylesine büyük ve etkiliydi ki, daha ilk anda Hitit imparatorluğunu yıkmıştı ve yazıya düşkün Hititliler yaşadıkları ani istilayı kayıtlarına bile geçiremeden yıkılmışlardı. Hititler bir süre bu gelenlere direnirler. Fakat 1200'e doğru birden bire Marmara ve Ege kıyılarında ilk defa olarak arabaları, kadınları ve çocuklarıyla gelmiş olan başka akıncılar görülür: Süt gibi beyaz tenleri, mavi gözlü, içkiye düşkün sarışın devlerdi bunlar. Gürültücü savaşçılarla dolu yüksek pruvalı gemileriyle bazıları adadan adaya Girit'e kadar geçmişler ve oradan Mısır'a uzanmışlardır. Aynı tarihlerde kuzeyden gelen Kaşka'lar Hitit yaylasına akınlar yaparak Hatuşaş'ı yakıp yıkarlar. Kafkasya'lıların Akdeniz havzasına yaptığı bu ani saldırı eski dünyanın son büyük savaşını başlatmış ve bölgedeki medeniyetlerin çöküşüyle sonuçlanmıştır.

Tüm bu bölgelerin işgal edilmesine rağmen, Biblos bu saldırılara uğramamış gibidir. Kuzeyden gelen bu savaşçı halklar, çoluk çocuk göçen Libya kabileleriyle M.Ö. 1208 ilkbaharında birleşerek Mısır'a ortak bir saldırı düzenlemiştir. Batı deltada onların karşısına çıkan Merneptah'ın generalleri, Buto yakınlarında, 8000 kişinin öldüğü söylenen kanlı savaşta düşmanı püskürtmüştür.4 Bu ilk saldırıdan sonra 1182 tarihinde Pelasg ve Therakes birlikleri Libyalı müttefikleriyle birlikte tekrar Mısır'a saldırmışlardır. Mısırlılar batıdan saldıran Libyalıları 1182 ve 1176'da ağır bir yenilgiye uğratmışlardır. Pelasglar, Therakesler ve başka yeni halkların katılmasıyla güçlenen Deniz Halkları 1179'da Nil'in delta ağızlarında yok edilmişlerdir.

Bu üç savaştan geriye kalan savaş tutsaklarının bir kısmı Mısır ordusuna dâhil edilmiş, bir kısmı da ülkenin tehdit altındaki bölgelerine yerleştirilmiştir. Mısır'ın ikmal güzergâhlarını saldırılardan korumaları için Pelasglara Gazze ve Askalon'da toprak verilmiştir. Aşağı ve Yukarı Mısır'daki askeri kolonilere yerleştirilen Libyalılar, ülkenin pek çok halktan oluşan renkli mozaiğini birleştiren tutkal görevi gören Mısır kültürüyle çabucak kaynaşmışlardır.5




Aşdod ve Aşhot Üzerine

Deniz Kavimleri'nin Kafkasya'dan Akdeniz havzasına inmeleri ve havzadaki müttefikleriyle birlikte gerçekleştirdikleri akınlar Akdeniz havzasının tamamında derin izler bırakmıştır. Bernal, III. Bin yılın başlarında Mısır'ı istila eden Hiksosların Pelasglar olduğunu düşünmektedir. Ne var ki bu istilalar sadece Mısır’la sınırlı kalmamış, tüm Ortadoğuyu etkilemiş gibi görünmektedir. En azından Filistin topraklarında kalıcı izler bırakmıştır. Genel kanı Filistin adının Pelasg adından geldiğidir:

Filistin diyarı kültürünün MÖ 12. Yüzyıldan 10. yüzyıla kadar güçlü bir Mısır etkisi göstermesi, Mısır'a yakın olduğu ve Deniz Kavimlerine mensup pek çok insanın Mısır için paralı asker olarak çalıştığı göz önünde tutulunca hiç de şaşırtıcı değildir. Nitekim Filistinlileri Ege ile ilişkilendiren yazılı kanıtlar ile arkeolojik kanıtlar, eşsiz derecede olmasa bile olağandışı derecede tutarlılık göstermektedir. Ne var ki, buna rağmen, İsrailli arkeolog Dr. Dothan Filistinliler konusunda yazdığı kapsamlı yapıtında, Filistililerin maddi kültürünün Ege'den geldiğini kabul etmekte, fakat İlliryalı ve Thrak ya da Anadolulu olduğunda ısrar etmektedir, yani, Yunanlıdan başka her şey olabilirlerdi.6

Therakes ve İlliryalılar her ikisi de Kafkasya'lı halklardı ve savaşçıların kafalarındaki traşlanmış saçlarıyla dikkat çekiyorlardı. Homeros “Gür saçlı Akhalar” derken, Troia'lılar için her zaman “Kalkık Saçlı Troialılar” demektedir. T. Dothan da bu ilişkiye dikkat çekmiş ve Dnn (Danoa) ve Thrak (T(t) kr) halklarının bu tarz saçları olduğunu yazmıştır.7Therakes kabilesinin bir alt boyu olan Sind'lerin Adıgelerin atalarından sayıldığını daha önce belirtmiştik. Çerkesya’da Sindler Meoat’larla, Mezopotamya’da ise Medlerle birlikte anılmıştır.

Pelasgların Filistin'de bıraktıkları bazı isimler bizim için önemlidir. Bu isimler Gazze, Aşdod ve Aşkalon isimleridir. Bernal Filistinlilerin Therakes ve İlliryalı olma ihtimallerinden söz etse de onun asıl problemi Yunan mitosunu yıkmak olduğu için Filistinliler'i de Yunanlılarla alakalı olarak ele almıştır:


Filistinlerin Yunanistan ile ilişkili olduğunu gösteren başka işaretler de vardır. Asur metinlerinde bir İa-ma-ni ya da İa-ad-na halkından söz etmektedir. Bu iki yazılış biçimi de “Yunanlı” anlamına gelmektedir ve MÖ. 712'de Asur'a karşı isyan etmişti. Bu adamın bir Yunanlı mı, yoksa yerel bir lider mi olduğu konusu tartışmalıdır. Fakat Filistinler'in hızla Samileştikleri açıkça saptanmışsa da, İa-ma-ni sorunu 8. yüzyıldaki bazı önemli Filistinlerin Yunan asıllı olduğu varsayımına bağlı kalınarak çözülebilir. 8


Bernal sorunu Filistinlileri Yunanlılara bağlayarak çözmeye niyetlidir. Biz ise Filistinlileri Yunanistan'ın Yunanlı olmayan Pelasg kökenleriyle daha uyumlu buluyoruz.

7. yüzyıldaki İskit istilalarından ve 6. yüzyıldaki Yeni Babilsürgünlerinden sonra, görünüşe göre, Filistin isminin yerine kısmen bölgenin belli başlı iki kentinin isminden türetilen Gazzeli (azzati) ve Aşdodlu (asdodi) isimleri geçmiştir. M.Ö. 400 civarında Nehemya Yahudilerin Aşdodlu kadınlarla evlenmesini lanetlemiş ve “Aşdod” dilinden (asdodit) “Yahudilerin diline” (Yehudit) karşı bir tehdit olarak söz etmiştir.9 Asdodid terimi ile kasdedilenin ne olduğu kesin değildir; fakat o zaman Yahudiler hem Aramice hem İbranice konuştuğu için, Nehemya'nın bir Batı Sami dilinden endişeye kapılması pek muhtemel değildir. 10

Birazdan da göreceğimiz gibi Bernal Aşdod isminin ne İbranice, ne de Yunanca karşılığını bulamamasına rağmen bölgede yaşayan Filistinlileri Yunan kökenlere bağlayacak ve Aşdod'ların Yunanlılar, Aşdodit dilinin ise Yunanca olduğunu varsayacaktır. Eldeki veriler Aşdod ismine bir anlam veremediğine göre bilinmeyen bir şeyi bilinen ve Akdeniz havzasında her yerde karşımıza çıkan Yunan kültürüne maletmek akıllıca bir çıkıştır ancak yeterli değildir:


Oysa Doğu Akdeniz'in her tarafına hızla yayılan Yunanca çok muhtemel bir tehdit olarak görülebilir. Kitabu Mukaddes'te bir dil olarak “Yunanca” için hiçbir sözcük bulunmamaktadır. O nedenle Nehemya'nın Asdodit derken “Yunancayı” kastetmiş olduğunu ileri sürmek akla yakındır. Bu da Yunanlılar ile Filistinliler arasındaki ilişkiye bir başka işarettir.11


Bernal bir önceki satırda Filistililerin Yunanlı olmalarına rağmen hızla Samileştiklerini söylemekte; bir sonraki satırda ise Yunan dilinin Akdeniz havzasında yayılan güçlü bir dil olduğunu söylemektedir. Oysaki 1184 Troia savaşından sonra galip gelen Yunan dilinin en azından Gazze ve Aşdod şehirlerinde korunması gerekmez miydi diye sormak gerekiyor. Bir taraftan Troia Savaşını kazanmış olan Yunanlılar ve Yunanca tüm hızıyla bölgeye yayılıyorken, öte yandan sahil şeridinde, hem de anakara ile ilişkileri kesilmemiş olmasına rağmen hızla asimile olmuş olmalarını varsaymak gerçekçi olmasa gerek.

Bölgede yaşayan insanlarla birlikte Samileşen unsurların Pelasg'lar ve diğer Kokozoik halklar olduğunu ileri sürmek daha mantıklı olacaktır. Troia savaşının ardından anakara ile bağlantısı kesilen Pelasgların hızla Samileşmesi olağandır. Sonuçta Troia savaşından en büyük zararı Akdeniz havzasına çıkışı kapanan Kafkasyalı halklar görmüştür. Öte yandan Pelasg-Filistin benzerliği üzerine Bernal ilginç donelere ulaşsa da konuyu Pelasglar üzerinden değil de Yunanlılar üzerinden okuduğu için bir çıkış yolu bulamamıştır:


Bu dönemde Filistiler diyarı ile Yunanistan arasındaki temasların bir başka işareti de, Gazze'nin MÖ. 400 civarında, Atina'nın doğusunda Attika ayarında sikke kesen tek kent olmasıdır. 12


Oysaki hem Atina, hem de Attika köken olarak Helen - Yunan değil Pelasg'dır. Heredot, Atinalılar aslen Helenleşmiş Pelasglardır ve bununla övünürler demektedir. Ardından “Pelasgların barbar bir dil konuştuğuna hükmolunabilir demektedir.”13 Öyleyse Attika ile benzer sikke basan Gazze köken olarak Yunan değil Pelasg olmalıdır. Pelasgların bölgede hızla Samileştikleri dikkat çekicidir. Heredot da Pelasgların Ege bölgesindeki sonları için benzer ifadeler kullanmakta, “Pelasglar ise zannıma göre, çoğalamayan bir barbar ırk olarak kaldılar” demektedir.14

Diğer bir konu ise ne anlama geldiği anlaşılamayan Aşdod kelimesidir. Bu kelimenin Pelasg diline ait olması daha olasıdır, çünkü Yunanca ve İbranice'de anlamı bilinememiştir. Pelasgların Ön Kafkasyalılar olduğunu ileri sürdüğümüze göre, bu kavimlerin dillerine bakmakta fayda vardır. Adıgece'de Aşdod ismini çağrıştıran Aşhot soyu vardır. Ne var ki bu isim Adıgece ise bölgeye inen Therakesler sayesinde inmiş olmalıdır. Bu soy günümüzde de bilinir ve bir cüzü Uzunyayla Çerkesleri’nin arasında yaşar. Çerkesler ve Abhazlar sürekli birbirlerine soyadı ve sülale vermişlerdir. Bu geçiş onlarca kabile ve soyadını paylaşan Pelasglarla Therakesler arasında da yaşanmış olmalıdır. Aşhot isminin ne anlama geldiği konusunda yapılacak bir çalışma bizi tekrar Pelasg-Hiksos adlandırması olan Çoban Krallar kelimesine götürecektir.

Hiksos'lar III. Bininci yılın başlarında Mısır'ı istila ettiklerinde onlara Çoban Krallar denilmiştir. Literatürde de bunların aslında Filistinli olduklarına dair tartışmalar çokca göze çarpmaktadır. İlginç bir şekilde Aşhot ismi Adıge dilinde Çoban anlamına gelmektedir. “Aş” kelimesi her türden evcil besi hayvanını tanımlar ve “Ho-Hue” gütme anlamına gelir ve çoban kelimesiyle birlikte, “Mal-davar çobanı” anlamına gelir. Örneğin “Şıne-hue” kuzu çobanı, “Melı-hue” koyun çobanı ve A(ş) hue: çoban gibi. Burada Çoban kelimesinin ve Mısırda hüküm süren Pelasg-Hiksos soyunun “Çoban Krallar” olarak anıldığının hatırlanması gerekir. Gerçekten bu halklar Çobanlık yapan bir barbar halk olarak koskoca Mısır'ı istila edebilmişler miydi? Yoksa bu Çoban kelimesinin başkaca bir anlamı var mıydı?

Bizce Aşdod isminin doğrusu Aş-ho-t olmalıdır ve bu da çoban anlamına gelir. Çoban Kralların yani Filistililerin sürekli Mısır Firavunlarıyla taht için kavga etmeleri de bu nedenle olmalıdır. Onlar MÖ III. Binli yıllarda Mısır'a hakim olmuşlar ve sonraki zamanlarda da tahtta olan hakları için diğer Deniz Kavimleriyle birlikte her zaman Firavunlarla savaşmışlardır. Hiksoslar'ın Mısır'ı işgal etmeleri ve hemen ardından bölgede yerleşip Mısırlılar gibi yaşamaya başlamaları, onların Mısır kültürüne hiç de yabancı olmadıklarını gösterir. Ayrıca Hiksos'ları Deniz Kavimleri olarak kabul eden bir gelenek vardır ve bu gelenek onların Pelasg ve Therakes ağırlıklı olduklarını söyler. Yine Hiksos kelimesinin tam anlamı bilinemez. Ancak Hiksosların Pelasg15 ve Pelasgların Kafkasyalı kökenleri bize bu kelimenin kökeninin Adıge ve Abhaz dillerinde aranması gerektiği fikrini vermektedir.

Bölgeye gelen insanlarının kendilerini kendi dillerinde Kafkasyalı anlamında Hekhuşış olarak adlandırmaları muhtemeldir. Zaten Hekhu kelimesi Denziler Ülkesi anlamına gelirken, Hekhuşış'ta Denizler Ülkesi'nin İnsanları demektir. Bu açıklamalar Adıge dili için geçerlidir. Öte yandan gelen insanların Mısır'a atı getirdikleri varsayılmalıdır. Mısır dilinde at ssmolarak bilinir ve Adıge dilindeki şı kelimesinden gelmiş olmalıdır. Bazı bilim adamları atın Hiksoslarca getirildiği ve ssm kelimesinin de Hiksosca olduğu kanaatindedir.16 At Çerkeslerde ve Therakesler de eski çağlardan beri kült bir hayvandır. 17Eski Mısır ile Çerkesya ve Kafkas kültürü arasındaki bu rekabet ve ilişkiye rağmen iki bölge arasındaki en açık ilişki Mısırlı Horus ise Kafkasyalı Sosrıko arasındaki mükemmelbenzerliktir. Nart Sosrıko Nart mitolojisinin yıldızı hiç sönmeyen kahramanıdır. Neter Horus ise eski Mısır'ı yeniden kuran tanrısal karakterdir. Firavunlar meşruluklarını ve otoritelerini Horus'tan alırlar ve ona atfen her Firavun bir Horus'tur.

Therakesler, Pelasglar ve diğer Deniz Kavimleri Gazze, Aşdod, Aşkalon Lübnan ve Suriye'de birkaç Kafkasyaca isim bırakıp yok olmuş değillerdir. Hayfa'da eski bir liman olan Tell Dor'da18 bulunan Gorgon heykellerinden bazıları erkektir. Oysa Yunan mitolojisindeki Gorgon'lar üç kişidir ve üçü de kızdır. Gorgon'un kucağındaki atla ilgili Yunan mitolojisindeki tekstler ile Nart mitolojisindeki tekstler benzeşmektedir. Bu at Yunan mitolojisinde Pegasus, Nart mitolojisinde ise Paş'ejj adıyla geçmektedir. Yunanlılar bölgeye daha çok Troia savaşından sonra dağılmışlardır, bu ise MÖ 1184'ten sonradır. Oysa bölgede bulunan Gorgonıjj heykeli MÖ 1500 ile 1200 arasına tarihlenmektedir. Üstelik bu heykellerin buraya Kıbrıs ve Girit üzerinden yani Pelasg ve Kokozoik ağırlıklı çoğrafyalardan gelen Deniz Kavimleri tarafından getirildiği de kesindir. Zaten bölgedeki Girit-Ugarit akrabalığı da açıktır. 19

Ege havzası ile Filistin arasındaki diğer ilişkiler ve ortaya çıkan geleneksel isimler de ilginç bir şekilde Adıge ve Abhaz dillerinde karşılıkları olan isimlerdir. “Ma” sesinin Abhazcada hâkimiyet bildirdiğini ve “Megara” kelimesinin bu bağlamda “hâkim sahilliler” anlamına geldiğini daha önce belirtmiştik. Aynı işleyiş Lidya'da göze çarpan “Mapsos” ismi için de geçerlidir. Mapsos kelimesi “hâkim Apsuwa, Apsuwaların hâkimi” anlamına gelmektedir. Mapsos ismi Ege'de yaşayan Pelasglar ile Filistinliler arasındaki bağları açıklayan araştırmacıların da başvurduğu ve anlamaya çalıştığı bir isimdir.

Bernal, Filistinlilerin uzak ataları arasında Lidyalı Mapsos ile Alyattes adlı iki kişiyi sayar. Bu isimlerden ilki Abhazca da, ikincisi de Adıgece'de anlamlı isimlerdir. Mapsos ismi “Apsuwa hâkimi” anlamına gelirken, Lidya ve Ege bölgelerinin antik çağlarda Assuwa ve Arzawa olarak adlandırılması ilginçtir:


Golyat isminin kendisi Lidyaca kişi ismi Alyattes ile ilişkilendirilmiştir. Nitekim Lidyalı tarihçi Ksantos, Mapsos isminde bir Lidya kahramanının Lidya'dan Filistinlilerin diyarına gittiğini anlatmıştır.20


Bu bölgede Kalkhas gibi başkaca Kafkasyalı isimlere de rastlanır. Konuyu daha ilginç kılan bir nokta ise Filistinlilerin prenseslerine Seranm adıyla anmalarıdır. Bu isim Hatukoy Adıgeleri'nin Minos salıncak türkülerini akla getiren salıncak türkülerinde sıkça kullandıkları A si Sera cümlesinde prenses anlamında Sera-Sare kelimesi ile olan benzerliğidir. Eski Adıge türkülerinde A si Sare ve A si Man ilki prenses ikincisi ise prens anlamında kullanılmaktaydı. Nitekim Minos'un kurucusunun da Mane21 adıyla anılması konuyu daha da ilginç kılmaktadır. Ne var ki, Men eski bir Kelt tanrısıdır aynı zamanda ve büyük Delf soygunundan sonra Anadoluya geçen Kelt kabilelerinden olan Trokme'ler bu günkü Ankara'da bir Men tapınağı yapmışlardı. Bu günkü Hacıbayram Camisi bu tapınağın eski yerine inşaa edilmiştir.


Askalon:

Aşdot veya Aşhot isimlerinin çağrıştırdıkları ve bölgenin Kafkasyalılar'ın yaşam alanı olduğuna dair verileri bölgedeki başka yer isimlerinden elde etmek mümkündür. Aşdot/Aşhot kentinin yakınındaki Askalon kentinin isim kökeni konusunda Beygua şöyle yazmıştır: “Asğa-wa-n, Askawan, Askalan Asğa-lı yurdu (Abhaz-lı yurdu) demektir. Değişik söylenişiAskalan=Askalon'dur. Filistin'de bir kent adıdır. Tıpkı aynı bölgedeki Zaxu-wa-n, Zaxuwan (Zahu-lu yurdu Adıga-lı, Çerkes yurdu) yer adları gibi.22

Beygua'nın “Ashkalon” ismini “Asğa-wa-n” olarak ayrıştırarak okuması bizi “Asğa” kelimesine götürüyor. Bu önemli bir ayrıntı, çünkü “Pel-asg” kelimesindeki “asg” ile Ashkalon kelimesindeki “asğa” Pelasg kabilesini akla getirmektedir.

Askalon bir kent ismi olarak aslında farklı bölgelerde de karşımıza çıkar. Temelinde “As” halkı vardır ve “As kenti” anlamındadır. Namitok bu ayrıntıyı yakalamış ve “Askalon” kentiyle ilgili olarak şu tesbitte bulunmuştur:


Bu halkla ilgili coğrafya adları çok yaygındır. Azov kentinin adı Çerkeslerde Askal “As kalesi”dir ve bu ad M.Ö. 14. yüzyılda Lydyalılar tarafından kurulduğu söylenen Filistin kenti Asculum (Aşkalon)'da; İtalya'nın Picentilerinin kenti Asculum'da ve yine İtalya'da bulunan Peucetiilerinin Ausclum'da; Liburnia'nın Ausencale'inde; çok yakında Korkontların yaşadığı Askeburgium (Asburg/Ren, Vesel yakınında) kentinde; Vistül'ün kolu Bzura'nın yakınında Setidana'nın kuzeyindeki Ascancalis'de; Germania'da Ascolon ve Ascaloha'da; Hitit metinlerindeki Aşkalijas'ında, Urartu'nun Askalon'unda bulunmaktadır. Özel adlar: Bjedukh23 köyü Ascalay'ın adının türediği Çerkes özel adı Ascal; Germen Ascala, Ascale, Acila; İran Aşkali aynı çevreye bağlıdır.24


Fenike ve Abhaz Diasporası

Kuzey Afrikada III. Binyıldan beri göze çarpan Kelt-Ligür-Pelasg ve Therakes varlığı sonraki dönemlere tanıdık semboller ve inanışlar bırakmış olmalıdır. Herodot bölgeyi Afrika'nın değil, Asya'nın bir parçası olarak ele almıştır. Namitok kitabında bölgedeki Kokozoik halkların izlerini sürmüştür. Toponimlerden ve eski tarihçilerin kitaplarından orada yaşayan Kafkasyalılar'a ait birçok yer ismini ortaya çıkarmıştır. Sintler kuzey Afrika'da göze çarpan bir halktır. Bölgenin Amazonlardan kalan anıları Sicilyalı Diodoros tarafından derlenmiştir. Ancak önce Kartacalılar, sonra da Romalılar tarafından kolonileştirilen Kuzey Afrika ve özellikle de Libya'da ortaya çıkan Fenike kalıntıları ve dinsel kabartmalarda halen Kafkasyalı ögeler göze çarpmaktadır.

Fenikeliler tarafından Tanit adı verilen ve Mısırda Tet olarak bilinen sunaklar ve ona ait kabartmalarda Pelasg ve Therakeslerin kutsal saydığı semboller ortaya çıkmaktadır. Tanit kavramı M.Ö. 1900 ve 1800 dönemlerinde Biblos'ta yazılan Abhazca kil tabletler de Tana(p) adıylageçmektedir. Tana, Abhaz Ana Tanrıça’sıdır. Tanit yani sunaklar eski çağlardan beri tanrılara adak adamak için kullanılır. Churchward sunakların ilk tufandan sonra yapılmaya başlandığını ve atalar ruhuna adaklar adamak için kullanıldığını ve en az 10 bin yıllık bir gelenek olduğunu belirtmiştir. Ege'de bu sunaklar başlangıçta ağaçtan yapılmış ve sonra da metalle kaplanmıştır.

Söylencelere göre Kartaca Kıbrıslı bir rahibe olan Elissa tarafından kurulmuştur. Kartaca'nın kuruluşu ile Khabardey Çerkeslerinin Kırım'dan çıkıp Kafkasya'ya yerleşmelerini anlatan hikâyeler garip bir şekilde benzeşirler. Hikâye’ye göre Khabardeyler Kafkasya'da sadece bir öküzün derisi kadar toprak alırlar. Sonra öküzün derisini ince ince kesip şerit şeklinde geniş bir alana yayarlar ve çevirilen bu bölgeye yerleşirler.25

Bu hile eski toplumlarda sıkça kullanılıyor olmalıdır. Rahibe Elissa yeterince büyük bir toprak elde etmek için, bir öküz derisinin kaplayabileceği büyüklükte bir toprak parçası için pazarlık etme hilesine başvurmuştur. Ama kral Iarbas Elissa'ya âşık olmuş ve kentin önde gelenlerinden birine, Elissa'nın kendisiyle evlenmemesi durumunda savaş açaçağını söylemiştir. Kocasının anısına sadık kalmak isteyen Elissa ise kendini bir kurban ateşine atıp yakmıştır ve diğerleri tarafından tanrıçalaştırılmıştır.26

Hikâye’de geçen Elissa ismi Kıbrıs'ın ilk ismi olan Alissa'ya benzemektedir. Alissa ismi de Kolhide'li bir isim olmalıdır çünkü Abhazca da Lazlar Alass-Alaz olarak adlandırılmıştır. Kıbrısta Laz diliyle yazılmış nesnelere rastlanılmış olmasa da, Abhazca olarak yazılmış bazı nesneler son dönemde ortaya çıkmıştır. Kıbrıs'ta Hala Sultan tekkesinde 1981 yılında yapılan kazılarda bulunan gümüş tasın üzerindeki yazılar Faik Midas tarafından Abhazca olarak tercüme edilmiştir. Midas Babılaların Torunları adlı kitabında bulunan gümüş tasla ilgili olarak şunları söyler:


...damla şeklindeki mıhi yazının (çivi yazısı B.S.) latin harfleri ile yazılışını aşağıya derc ediyorum:

KS. AKY. BN YPTHD.

Ugarit yazılarında “a” haricinde vokal harfler kullanılmadığından her arkeolog kendi tecrübe ve anlayışına göre yazıyı manalandırmaktadır... İşaretlerin sinonimleri kullanılarak aynı yazı başka manalara gelecek şekilde tercüme edilebilir... Baştaki altılı şekil hem “k” hem de “d” olarak okunmakta olduğundan aynı yazıyı “d” ile başlatırsak şöyle yazılabilir:

DS. AKY. BN YPTHD.

Bunu Abhazca olarak okursak: dzakuyben yıptahd:layık gördüğünü verdin 27şeklinde okunur.




______________________________________

1 Bu bağlamda bakıldığında Anadolu’da kurulan Hitit imparatorluğu iki Kafkasyalı halk ve devletin arasında kurulmuş demektir. Bu halklardan ilki Hattiler ve onların devleti iken bir diğeri ise Therakeslerdir. Çünkü Hititler ülkelerini, Hatti halkının ülkesine, onları yenerek kurmuşlardı. Öte yandan Hitit devletini ise bir başka Kafkasyalı kabile olan Therakes-Frigler yıkmıştır. Böylece Hitit devleti Hattiler ve Therakes-Frigler gibi iki Kafkasyalı devletin arasında kurulmuştur.

2Mustafa Türk, Antikçağda Mysia ve Arkeolojisi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2008, s. 21–22. Çalışmaya göre Therakes Mysialılar'da Deniz Kavimleri seferlerine katılmışlardır.

3Fernand Lequenne, Galatlar, Türk Tarih KurumuYayınları, Çev. Suzan Albek, 1991, Ankara, s. 10.

4Erig Hornung, Mısır Tarihi, Çev. Zehra Aksu Yılmazer, Kabalcı Yayınevi, İstanbul,2004, s.120.

5Hornung, Mısır Tarihi, s.123.

6Bernal, Kara Athena, s.593.

7Bernal, Kara Athena, s.595.

8Bernal, Kara Athena,s.596.

9Nehemya 13.23–24. (Kitabı Mukaddes'in Türkçe çevirisinde (Yeremya13:23–25)burası şöyledir: “Ve o günlerde Aşdodlu ve Ammoni ve Moablı karılar almış Yahudileri gördüm ve çocuklarının yarısı Aşdod dilini söylüyorlardı ve yahudi dilini söylemiyorlardı, ancak bu ve şu kavmin diline göre konuşuyorlardı. Ve onlarla çekiştim ve onlara lanet ettim ve bazılarını dövdüm ve saçlarını yoldum ve onlara Allah hakkı için and ettirdim ve onlara dedim: Kızlarınızı onların oğullarına vermeyevceksiniz ve oğullarınıza ve kendinize onların kızlarından almayacaksınız.” Kara Athena, Dipnot: 20.s.596. -Çevirmenin notu-

10Bernal, Kara Athena, s.596.

11Bernal, Kara Athena, s.596.

12Bernal, Kara Athena,s.596.

13Herodot I, 57.

14Herodot I, 58.

15Bir yerde Pelasg varsa oralarda bir yerde diğer Kokozoik halklarda vardır.

16 Namitok, Çerkeslerin Kökeni II. Kitap, s.210. Faik Midas, Eski Mısır'da Piramitlere ve Mezarlara konulan ve “Uşebzıt-Uşabti”adı verilen ayaksız heykellerin adlarının Abhazcada ayaksız=uşebzıt'tan geldiğini ileri sürer. Bkz. Faik Midas, Babılaların Torunları.

17 Namitok, Çerkeslerin Kökeni II. Kitap, s.209. Yugoslavya Çerkesleri en sevilen atların kafalarının kazığa geçirildiğini söylemiştir. Biz Agaçe Muhittin ile yaptığımız bir mülakatta çocukluğunda bir kere kendi köyünde, bir kere de komşu köyde yağmur duasına katıldığını ve eski bir at kafasıyla birlikte yağmur duası yapıldığını gördüğünü belirtmiştir. Buna benzer bir mülakat da Yugoslavya-Kosova Çerkesleriyle görüşen Namitok'un aktarımıyla günümüze ulaşmıştır.

18 Gorgon-Gorgonıjj heykelleriyle ilgili olarak bkz. Zecheria Sithchin, Dünya Tarihçesi Keşif Seferleri, s.67–89.

19 Pelasglar ile Therakesleri ayırdetmek zordur. Örneğin hem Pelasg hem de Therakes kabile isimleri bazen birbirine çok benzer sırasıyla Paionialılar/ Almopeliler, Pelagonlar/ Pelasglar, Bistonlar/ Bistonlar, Edonlar/ Odomonlar, Abantlar/ Abantlar, Triballoslar/ Triballoslar, Teukroslar/ Teukroslar, Trerler/Trerler, Agrianlar/ Agrianlar hem Pelasg hem de Thrak kabileleri olarak anılırlar. Yine İlliryalı belli başlı kabileler yakın adlandırmalarla Kafkasya'da da göze çarparlar: Dardan/ Tardan, Tosk/ Dosk, Albania/ Albania, Leg/ Leg-Lak, Daç/ Daçe vb.

20 Martin Bernal, Kara Athena, s,592. Mapsos tarafından kurulan şehirler: Kolophon, Aspendos, Perge, Malles, Mopsetia'dır. Bkz. Beygua Ömer. Kafkas Kaynaklarına Göre İlk Yaratılışlar, İlk İnsanlık ve Kafkas Gerçekleri. s.454. Golyat ismi Çerkesler arasında “Julat”telaffuzuyla korunmuştur. Bkz. Çünatıko, Kafkas Tarihi II.

21 Ma-Mana ile ilgili bkz. Beygua Ömer, Kafkas Kaynaklarına Göre İlk Yaratılışlar-İlk İnsanlık-Kafkas Gerçekleri, Yarış Matbaası, İstanbul 1985, s. 324–326.

22Asga, Adıgecede Abhaz anlamına geldiği gibi Zaxuwa'da Abhazcada Adıge anlamına gelir. Bkz. Beygua, Kafkas Kaynaklarına Göre, s.481.

23Bjedukh, 12 Çerkes kabilesinden birisi.

24Namitok, Çerkeslerin Kökeni I. Kitap, Kaf-Dav Yayınları, Çev. Ayesel Çeviker, Ankara-2008, s.123.

25 Kuzey Afrika'daki Kafkasyalı kabilelerden olan Ligürler bölgede Lib/Lig olarak adlandırıldılar ve Libya adına kaynaklık ettiler. Aynı kabileye Hattiler Luvi adını verdi ve Ege bölgesinin belki de en eski kabilesiydiler. Yine Thraklar bir dönem tüm Ege adalarına yayıldılar. Ligürler Libya'dan Mısır'a kadar uzandılar. Sais kentinde bir Memlük soyu olarak yaşayan Ligürler'e Tamahu adı verildi ve İÖ 945'te Şoşenk bir Ligür olarak Firavun oldu. Tamahu'lar sarışın, uzun boylu ve saçlarını şakaklarında örerlerdi. Bkz. Namitok, Çerkeslerin Kökeni II. Kitap, s. 49–50. Yine Libya'nın yerlileri Tuaregler Troia'lı Maxy'lerin soyundan geliyordu. Bunlar Kafkasya'da Misost olarak tanınıyordu. Ligürler ise Kırımda Keltlerle karışık olarak yaşıyorlardı. Nitekim Anapa bir kent ismi olarak Ligürce idi. Sicilya'da ve Anapa -Kuzeybatı Kafkas sahili-'da da karşımıza çıkar bu isim.

26 Sabotino Moscati, Fenikeliler, Dost Yayınevi, Çev: Sinem Gül. Ankara, 2004. s.164.

27 Faik Midas, Babılaların Torunları, 2008, Ankara, s. 66.























Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.