Arama

Rusya Federasyonu Askeri Doktrini
Kitabın Yazarı
: Prof.Dr. O.Metin ÖZTÜRK
Yayınevi ve Adresi
: Asam Yayınları Ankara
Basım Yılı
: 2000
KİTABIN ÖZETİ
Yazar bu kitabında; Rus tarihine genel bakış, Rusya Federasyonunun ulusal güvenlik ve dış politika doktrini ve Rusya federasyonunun askeri doktrini konularını incelemiştir.
Kitabın birinci bölümünde "Rus Tarihine Genel Bakış" ana başlığı altında: "Başlangıçtan Sovyetler Birliği'nin Dağılmasına Kadar Olan Dönem" ile "Sovyetler Birliğinin Dağılması : Halef, Rusya Federasyonu" konuları hakkında bilgiler verilmiştir.
Başlangıçta göçebe bir hayat yaşayan Ruslar 9 ncu yüzyılda Kiev prensinin etrafında toplanarak bir birlik oluşturmuşlar ve mütakiben de Hıristiyanlığı seçerek Ortodoksluğu resmi din olarak kabul etmişlerdir. 13 ncü ve 14 ncü yüzyılda Moğollara tabi olarak yaşamışlardır. 15 nci yüzyıldan itibaren yayılma siyaseti izlemeye başlamışlardır. 17 nci yüzyılda Ramanov hanedanının işbaşına gelmesi Rusya için bir dönüm noktası olmuştur. Rusya bu dönemden sonra devlet olarak kurumlaşmaya, Avrupa'ya yönelmeye ve bölgesinde genişlemeye yönelmiştir. Batılaşma sürecini başlatan kişi olarak Deli Petro'nun sonraki dönemlerde belirgin bir yeri olmuştur. 18 nci yüzyılın sonlara doğru isyanlar yaşamıştır. 19 ncu yüzyılda Avrupa'yı etkisine alan akımlara karşı soğuk duran Rusya, reformları ve karşı reformları yaşamıştır. 20 nci yüzyılda Sovyetler birliğine vücut verecek olan Sovyet Sistemi temel yönetim birimi olarak 1905 yılında Petesburg ayaklanması sırasında ortaya çıkmış ve halkın isteklerini doğrudan, eksiksiz yansıtan bir platform olması nedeniyle giderek Rus toplumunda otoritesini tesis etmiş ve meşruluk kazanmıştır. Kasım 1917'de devrim başlamış, Lenin'in "Halk Komiserleri" hükümeti kurulmuştur. 1924' de Lenin ölünce yerine Stalin geçmiştir. İhanet, casusluk yabancı gizli servislerle işbirliği, ölüm ve sürgün Stalin döneminde sıradan günlük işler olmuştur. 1939'da sürpriz bir şekilde Almanlarla saldırmazlık anlaşması imzalamış, 1941'de ise Stalin yönetimine, Almanlar saldırmaya başlamıştır. Stalin yönetimi zor koşullar altında özgürlük ortamı sağlayarak, Sovyet halkının dini ve milli duygularını öne çıkarmış ve bu yolla, Alman ilerlemesini durdurabilmiştir. Coğrafi mevki itibariyle milli gücü artıkça çevresindeki ülkeleri etki altına alması nedeniyle Bulgaristan, Romanya, Çekoslovakya Sovyet yönetimini örnek alan siyasal rejimlerin kurulmasına yol açmıştır.1953' de Stalin ölmüş, yerine Kruşçev geçmiştir. Kruşçev'in ılımlı politikası Federal Almanya'nın NATO'ya girmesine kadar sürmüş, bu olay Sovyetleri rahatsız ettiğinden buna tepki olarak Varşova Paktı'nı kurmuştur.1970 yılında ABD'ni her konuda geçme hedefini hayata geçirmeye karar vermiş; 1980' e kadar komünizmin tamamlamasını öngören bir hedef belirlemiştir; Bu dönemde Rus dış politikası üçüncü dünya ülkelerini hedeflemiş ve Mısır, Suriye, Irak, Kongo ile yakın ilişkiler içine girmiştir. Doğu Almanya'nın tanınması amacına yönelik bir çaba içerisine de girmiş, ancak, bu çabasında başarılı olamayınca Küba ile ilişkileri yoğunlaştırarak ABD'ni baskı altına almaya çalışmış, ortaya 1963 Küba Krizi çıkmıştır. 1964' de Kruşçev görevinden ayrılmış ve yerine Brejnev geçmiştir. Bu dönem de dinsel hareketler, Yahudi düşmanlığı, milliyetçi hareketler ön plana çıkmıştır. 1982'de Brejnev ölünce yerine Yuri Andruponov geçmiş, 1984' de onun yerine Konstantin Çernenko, 1985'de ise Mihail Gorbaçov geçmiştir.
Gorbaçov dönemi Sovyetler Birliğinin özgürlüklerin en çok yaşandığı dönem olmuştur. Basın üzerindeki denetim kaldırılmış, kilise-devlet ilişkilerindeki gerilim kalkmış, dinsel özgürlük sağlanmış, kilise saygınlığını tekrar kazanmaya başlamıştır.1987 yılında kısa ve orta menzilli nükleer füzelerin devre dışı bırakılması konusunda hemfikir sağlanmış ve bir anlaşma imzalanmıştır. 1989' da Baltık Ülkeleri Letonya, Litvanya, Estonya bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Ağustos 1991'de Gorbaçov'a darbe girişiminde bulunulmuştur. 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Beyaz Rusya devlet başkanları bir araya gelerek dünyada ilk kez bir büyük devletin kansız, savaşsız dağıldığını tüm dünyaya duyuruyorlardı. Sovyetler Birliği bu andan itibaren artık Rusya Federasyonu olarak isim değiştirmiştir.
Ortodoksluğun kabulünden itibaren 19 ncu yüzyıla kadar olan dönemde Rus siyasal yaşamına "Moskova'nın, Bizansın halefi ve 3. Roma olduğu düşüncesi damgasını vurmuştur. 19 ncu yüzyıldan 20 nci yüzyılın başına kadar ikinci dönemde genel olarak Slavizm Rus tarihine damgasını vurmuştur. 1917-1985 yılları arasına Marksizim ve Leninizm damgasını vurmuştur. Temel amaçları emperyalizmin ve kapitalizmin ortadan kaldırılması olmuştur. 1985 yılından günümüze gelen dördüncü dönem içerisinde yeniden yapılanma ve açıklık dönemi olarak göze çarpmaktadır.
Kitabın ikinci bölümünde "Rusya Federasyonunun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Doktrini konusu, Rusya Federasyonu'nun Ulusal Güvenlik Doktrini ve Rusya Federasyonunun Dış Politika Doktrini" alt başlıkları altında incelenmiştir.
Ulusal güvenlik doktrini kabul tarihi 10 Ocak 2000 ve dış politika doktrini kabul tarihi ise 28 Haziran 2000'dir. En tepede ulusal güvenlik doktrini bunun altında dış politika doktrini ve en altta askeri doktrini yer alır.
Rusya Federasyonu'nun Ulusal Güvenlik Doktrini 4 bölümden oluşmaktadır. 1 nci bölümde; RF' ye uluslar arası toplumun içinden bakılmaktadır, 2 nci bölümde; RF' nin ulusal çıkarlarına değinilmekte, 3 ncü bölümde RF' ye yönelik ulusal güvenlik tehditleri açıklanmaktadır. 4 ncü ve son bölümde ise; RF' nin ulusal güvenliğinin sağlanması üzerinde durulmaktadır.
Uluslararası toplumun içinde RF, Avrasya coğrafyasındaki benzersiz stratejik konumu, köklü tarihi, zengin kültürü, her şeye rağmen sahip olduğu ekonomik, bilimsel, teknik ve askeri olanakları nedeniyle, dünya siyasetinde önemli rol oynamaya devam edecektir. Ulusal çıkarları, bireyin toplumun ve devletin her alandaki, dengelenmiş çıkarlarıdır. Ekonomik çıkarlar, RF için kilit önemde olan çıkarlardır.
Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse : Doktrinde etnik yapının çok çeşitli olduğu kabul edilmektedir. Realist bir yaklaşım içermektedir. Dünya ekonomisinden geri kaldığı açıkça belirtilmektedir. Bunun giderilmesi için tedbirlere yer verilmiştir. Bireyin, toplumun ve devletin çıkarlarının birlikte gözetileceğinin öngörülmesi RF'deki ideolojik değişimin somut bir ifadesidir. Demokrasi, insan hakları, hukuka bağlılık serbest piyasa ekonomisi, yabancı sermaye, yerel yönetimler konularında liberal bir çizgiye yaklaştığı gözlenmektedir. 1990 sonrası dünya koşullarını ve buna bağlı olarak ortaya çıkmış yeni tehdit unsurlarını belirlemektedir. Yurt dışındaki vatandaşlarına ve Rus diline ilişkin olarak doktrinde yer alan ifadeler RF'nin emperyalist eğilimlerinin sürdürdüğünü ortaya koymaktadır.
Rusya Federasyonunun "Dış Politika Doktrini" 28 Haziran 2000 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Beş bölümden oluşmaktadır. 1 nci bölümde; genel prensiplere yer verilmiştir. 2 nci bölüm; modern dünya ve RF'nin dış politikası başlığını taşımaktadır. 3 ncü bölümde; küresel sorunların çözümünde RF'nin öncelikleri ele alınmaktadır. 4 üncü bölümde; bölgesel önceliklere değinilmektedir. 5 nci bölümde; RF'nin dış politikasının şekillenmesi ve hazırlanması üzerinde durulmaktadır.
Dünya, RF'nin çıkarlarını etkileyen, köklü ve dinamik değişikliklere doğru gitmektedir. Bu ortamda işbirliği imkanları artmıştır. RF, bağımsız ve yapıcı bir dış politika izlemekte, dış politikası karşılıklı avantajlar dahilinde pragmatizm temeline dayanmaktadır. Küresel konularda RF, BM'nin ve BM Güvenlik Konseyinin rolünü azaltacak girişimlerin karşısında olmalıdır. RF, ABD ikili uluslar arası anlaşmalar temelinde nükleer potansiyelini azaltmaya razıdır.1972 yılında imzalanan antibalistik füzelerin sınırlandırılmasını öngören anlaşmanın korunmasından yanadır. BDT üyesi ülkelerle, gümrük birliği ve ortak güvenlik anlaşması kapsamındaki ülkelerle ilişkiler belirleyici olmalıdır. RF'nun APEC, ASEAN ve ŞANGHAY beşlisi gibi organizasyonlardaki katılımı güçlendirilmelidir.
Söz konusu doktrinin genel bir değerlendirmesini yapmak gerekirse pragmatik ve batı yanlısı bir metindir. ABD ve AB ile ilişkilere önem verilmektedir. ABD'in öne çıkmasından ve BM Güvenlik Konseyi'nin onayı olmadan girişilen operasyonlardan duyulan rahatsızlık vurgulanmaktadır. RF dış politikayı, siyasal ve ekonomik açılardan daha uygulanabilir ve rasyonel hale getirmeyi amaçlamaktadır. RF' nin jeopolitik konumu ve artan stratejik değeri de bu çerçevede öne çıkarılmaktadır. Doktrinde genel, barışcı, diyaloga açık bir yapı sergilenmektedir.NATO'nun genişlemesinden, NATO'nun yeni üyelerinin topraklarına nükleer ve konvansiyonel silahların konuşlanmasından duyulan rahatsızlık özellikle vurgulanmıştır.
Kitabın üçüncü bölümünde ise "Rusya Federasyonunun Askeri Doktrini" "1993 Askeri Doktrini" ve "Yürürlükteki Askeri Doktrin olmak üzere iki bölüm halinde incelenmiştir.
1993 Askeri Doktrininde uluslararası ortamda ideolojik bölünmüşlüğün ortadan kalktığı, ortaklık, işbirliği ve yakınlaşmanın önem kazandığı ifade edilmektedir. Silahlı çatışmaların önlenmesi temel amaçtır. Öz savunma hakkı hariç, hiçbir devlete karşı silahlı güç kullanılmayacağı belirtilmiştir. Diğer önemli husus ise RF'nin, nükleer güce ilk başvuran taraf olmama konusundaki genel taahhüdünden vazgeçtiğini gösteren hükümlere yer vermiş olmasıdır. RF ile çıkarları çatışmayan her ülkenin RF'nin ortağı olduğu ifadesine yer verilmesinin anlamı; çıkarları çatışan her ülkenin de RF'nin rakibi olduğu değerlendirmesini beraberinde getirmektedir. Burada Orta Asya ve Kafkaslar nedeniyle Türkiye'ye üstü kapalı bir mesaj vardır. RF, son dönemde insan hakları olgusu üzerinden öne çıkmış olan ülkelerin iç işlerine karışılmasından ve ABD' nin başını çektiği bir grup ülkenin, BM Güvenlik Konseyi kararı olmadan, BM'yi devre dışı bırakarak küresel ölçekte barışı oluşturma - koruma - sürdürme faaliyetlerinden rahatsızlık duymaktadır.
1993 askeri doktrinin yerini, 21 Nisan 2000 tarihinde, yeni askeri doktrin almıştır. Yeni doktrin 3 bölümden oluşmaktadır. 1 nci bölümde askeri-siyasi temeller, 2 nci bölümde askeri-stratejik temeller, 3 ncü bölümde askeri-iktisadi temeller ele alınmıştır. Doktrinin savunma amaçlı olduğu, devletin ve silahlı kuvvetlerin yönetiminin merkezileşmesi suretiyle hayata geçirileceği öngörülmektedir. RF'ye yönelik direkt askeri tehditin azalması, özellikle iki nedene dayandırılmıştır. 1 nci neden; izlenen aktif ve barışcı dış politika, 2 nci neden ise nükleer caydırıcılık olarak ifade edilmiştir. Doktrinde Beyaz Rusya ile birleşmek suretiyle ortaya çıkarılmaya çalışılan Birlik Devleti'nin savunma imkanlarının desteklenmesine yönelik tedbirlerin alınması ve BDT kapsamındaki kollektif güvenlik anlaşmasının güçlendirilmesi de öngörülmektedir. Doktrinde önemli bir husus da istikrarın sağlanması ve devam ettirilmesi ile dış tehditlere karşı erken aşamalarda tepki oluşturulabilmesi için RF toprakları dışında stratejik olarak önem arz eden bölgelerde RF askeri birliklerin yer alabileceği belirtilmiştir.
Yürürlükteki askeri doktrinin 1993 tarihli doktrini temel alarak bunun biraz geliştirilmesi olduğu söylenebilir. Askeri tehditlerin önlenmesinde, öncelikle askeri olmayan unsurların kullanılmasını ve barışcı bir dış politika izlenmesini öngören yeni doktrin bir anlamda savaşı önleme doktrini olarak adlandırılabilir. 1993 doktrinine göre nükleer caydırıcılık daha çok öne çıkarılmıştır. BM Güvenlik Konseyi kararına dayanmayan kararların haksız ve hukuka aykırı olduğunun altını özellikle çizmektedir. Doktrinde BM şartına aykırı hareket etmeyen ve RF' nin çıkarlarına zarar vermeyen bir siyaset izleyen devletlerin RF' nin ortağı sayılacağının öngörülmesi de ilginçtir. Bölgesel çıkarlar açısından bakıldığında, Türkiye'nin RF' nin ortağı olması mümkün olmayacaktır. Doktrin içerdiği bu ifade ile Türkiye ile RF'nin bölgede beraber hareket etme olanağını ortadan kaldırmaktadır. Enerji kaynakları açısından bölge devletlerine ve bölge dışı devletlere bakıldığında, belirtilen olanaksızlığın sadece Türkiye için değil, bütün devletler için sözkonusu olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Doktrinde RF'nin çıkışlarını bulunduğu denizlerde mevcut olan güç dengesini bozabilecek askeri gruplaşmanın ortaya çıkmasının, dış tehdit unsurları arasında gösterilmesi, üzerinde durulması gereken bir husustur. Bu ifadeden hareket edildiğinde Hazar Deniz'in statüsündeki gelişmeler, Doğu Akdeniz'de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin AB girmesi, Yunanistan'ın Ege'de karasularını 12 mile çıkarma girişimlerinin RF'nin çıkarlarını doğrudan ilgilendirdiği sonucuna kolaylıkla ulaşılmaktadır. Türkiye'nin Azerbaycana olan ilgisinin, RF'nin çıkarlarına aykırı olduğu ve sonunda nükleer silahların kullanımını gerektiren durumlara yol açabileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Gorbaçov döneminde yaşanan yıldız savaşları projesi ile ilgili gelişmelerin etkisinde ABD'nin son dönemde geliştirdiği ulusal füze savunma sisteminden duyulan rahatsızlığa da işaret edilmektedir. Yurt dışındaki RF vatandaşlarının haklarının ve çıkarlarının korunmasının, askeri güvenliğinin sağlanması kapsamında görülmesi, Rus dış politikası açısından önemli bir girişimdir. Doktrinde dikkat çeken bir başka husus ta BDT' yi, BM ve AGİT ile bir tutma eğilimidir. Hem misyon, hem de standart ve yöntem olarak BDT öne çıkarılmak istenmiştir.
Sonuç olarak; RF'nin yürürlükteki doktrini, bir taraftan değişim sürecinin devam ettiği, diğer taraftan buna bağlı olarak belirsizliğin hüküm sürdüğü, bir ara ürünüdür. Doktrinde hem batıya yöneliş, hem de eski günlerin özlemi vardır. 1993' den sonra Rus dış politikası daha netleşmiştir. 1993 yılında yürürlüğe giren doktrin ile karşılaştırıldığında askeri yapılanmanın sivil otoriteye bağlı olduğunun öngörülmesi ve stratejik nükleer silahların daha çok öne çıkarılmış olması dikkat çekmektedir. 1993 doktrinde tam bunun tersidir. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Rus siyasal hayatında Atlantikçiler (Batıcılar) ve Avrasyacılar (Eski Sovyetçiler) şeklinde iki eğilim ortaya çıkmıştır. Bu eğilimlerden; ağırlığın "Avrasyacılar" da olduğu görülmektedir. Rus dilinin ve kültürünün yaygın kullanımının desteklenmesi, yurt dışındaki Rus vatandaşı olsun olmasın, yurt dışındaki bütün Ruslara sahip çıkılması, AGİT'in faaliyetlerinin eski Sovyetler Birliği mekanına kaymasına karşı çıkılması gibi bir dizi husus, Avrasyacılar'ın ağır bastığının işaretidir. Doktrin 21 nci yüzyılda tekrar bir güç olarak girmenin alt yapısını oluşturma yönünde atılmış bir adım olarak görmek mümkündür. Türkiye'nin Orta Asya'ya ve Kafkasya'ya yönelmesi demek, RF ile karşı karşıya kalması demektir. Bu RF ile aramızda savaştan ziyade kriz ve gerginlik oluşmasına yol açar. Türkiye'nin RF'na ve bu mekanda ortaya çıkmış yeni bağımsız devletlere ilişkin politikasında daha hassas olmasının gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
Yazar Kakkında
Prof.Dr. Osman Metin Öztürk
1956 yılında Elazığ'da doğdu İlk,Orta ve Lise Öğrenimini Elazığ'da tamamladı.Yüksek öğrenimini, 1974-1978 yılları arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde yaptı.1988 yılında 'doktor', 1995 yılında 'Doçent' ünvanı ve dereceleri aldı.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi'ni askeri olarak tamamladığı için,1978 yılında, Fakülte mezuniyetini müteakip, Kara Harp Okulu'na Öğretmen Teğmen rütbesi ile öğretim üyesi olarak atandı.1978-1984 yılları arasında burada görev yaptı.1984-1995 yılları arasında ise, Genelkurmay Genel Plan ve Prensipler Başkanlığı antlaşmaları Dairesi'nde Hukuk İşleri Müşavir yardımcısı olarak hizmet verdi.1995 yılında,Kıdemli Binbaşı rütbesinde iken kendi isteği ile Türk silahlı Kuvvetlerinden emekliye ayrıldı ve üniversiteye intisap etti.

Halen Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslar arası İlişkiler Bölümü'nde Öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.Lisans, Yüksek lisans ve Doktora Programlarında ders vermektedir.Ayrıca Milli Güvenlik Akademisi ile Kara Harp Okulu'nda Dersler ve Konferanslar veren Prof. Dr. Osman Metin ÖZTÜRK, kısa bir dönem ASAM'da Rusya-Ukrayna Araştırmaları Masası’nın da yöneticiliği ile Stratejik Analiz Dergisi'nin editörlüğünü de yürüttü.

Prof. Dr. Osman Metin ÖZTÜRK'ün Ordu ve Politika,Türkiye ve Orta Doğu Anayasa Düzeyde Savunma ve Güvenlik yapılması,Dış Politika ve Silahlı Kuvvetler, Terörizm İncelemeleri isimli beş kitabı ve tebliğ, makale araştırma çalışması olarak yayınlanmış130'a yakın çalışması bulunmaktadır.


Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.