Arama

İki Çerkesya veya Balkan Çerkesleri Therakesler Üzerine -I-
Balkar Selçuk

Priamos’un Troia’daki ordusuna destek gönderip savaşan kabileler içerisinde Therakes’ler ve İllyrialılar da yer almaktadır.

Eski çerkesya’nın etnografik haritasının yüzeysel olarak incelenmesi bile çerkesya ile Thrakia-İllyria bölgelerinin boy adlarında öylesine bir uyarlık ortaya koymakta ve iki bölgede ortak özel adlar öylesine çok ve arkeolojik veriler öylesine benzerlik göstermektedir ki Tuna-Balkan dünyasına başvurmadan çerkeslerin etnik oluşumundan söz etmek olanaksızlaşmaktadır.1

Bu ortak etnik isimler ve boylar bazen devletler ve coğrafi yerlerin adları bağlamında da örtüşürler. Namitok, Albanya devletini Balkan Albanları ve Kafkasya Albanları olmak üzere ikiye ayırır ve her iki bölgede de ortak bir kabile olarak Tosk kabilesinin varlığına işaret eder. Tosklar bu gün Arnavut milletini oluşturan en büyük kabilelerden birisidir. Bu kabile çerkesya’da Tuski adıyla göze çarparken daha güneyde Mezopotamya’da Botan-Zaho bölgesinde Doski adıyla bilinirler. öte yandan başka bir İllyrialı kabile de Geg'lerdir. Bu kabile de Kafkasya'da aynı isimle göze çarpar. Yine Kafkasya’da kurulan Meot devletinin ön kollarından birisinin adı da Dosk’tur. Meot'lar çerkes ve Kafkasyalı kabileler birliği ya da Konfederasyonu olarak anılmayı hak ederler. Nitekim Trakya'daki Sind'ler eski çerkes ülkesi Kırım'ın Azov boğazına doğru uzanan Trak yarımadasının tam karşısında aynı adla yaşamaktaydılar. Yine Sindi’ler Botan-Zaho bölgesinde Sindi adıyla bilinir ve yaşarlar. Böylece eski Meot-Med akrabalığına işaret ederler. Bu günkü Kosova'ya adını veren Dardanlar Meot çerkes birliğinin içerisinde Danderler adıyla Kuban bölgesinde göze çarparlar. Şemseddin Günaltay, Yakın Şark IV adlı kitabında söz konusu Meot boylarını saymaktadır. Günaltay kitabın sonuna koyduğu haritada Kırım yarımadasının Azov bölgesine uzanan çıkıntısını Trak yarımadası adıyla gösterirken tam karşısındaki Kuban bölgesinde Dosk ve Sindlerinde dâhil olduğu Meot konfederasyonunu ve Dander kabilesini göstermektedir:

Kırım'ın karşısında Azak denizinin Asya sahilleri boyunca Don ile Kuban nehirleri arasında Meotinler adı altında türlü kabileler yaşıyordu. Yalnız adlarını bildiğimiz diğer kabileler, güneyden başlamak üzere Aspurginler, Sind'ler, sonra Dardar'lar, Toretler, Agar'lar, Arrek'ler, Tarpetler, Sittak (Sidak)'lar2 ve nihayet Dosk'lar gibi boylardı.3

Dardan ve Dardania ismi Trakya’da Balkanlarda İllyria’da ve çerkesya’da göze çarpmaktadır. Umar’a göre Dardan isminin bir insana izafe edilmesi hellenlerin sık başvurduğu bir şeydir:

Dardanos aslında iki yerde karşılaştıkları Dardania adını bir kökene bağlayabilmek için Hellen’lerin uydurduğu bir destan kişisidir. Kent ve yöre adı olarak Helenlerin ağzında Dardania edilmiş sözcüğün aslı kanımca Luvi/Pelasg dilinden Dadrawana idi. Nasıl Anadolu’da Mardan dağ adının aslı Madrawan, Ma-dra-wana, Ma’nın erkeği ülkesi idiyse Ana tanrıçayı kasdetmek üzere Ama/Ma yerine Ada/Da’nın kullanılmasıyla bunun tıpatıp aynı anlamında Da-dra-wana adı türetilmiştir. İllyria Adra’ya çokça tapınılan bir yerdi ve oralarda, Drina, Skodra, Thrake gibi, Adra/Odra/Dra kökünden türetilmiş pek çok ad görülür; kuzeybatı Anadolu bakımından da aynı durum vardır ve Mardan Dağı, Adramytteion, Troia, Skamandros, Mondros gibi adlar orada karşımıza çıkmaktadır.

Tekrar Alban ismine dönecek olursak, Albanya ismi Balkanlardan taşmış ve bütün Avrupa’ya yayılmıştır. Namitok Kıta Avrupası'nda Ablan isminden doğmuş en az 14 Alban ismi tesbit etmiştir. Kafkas Albanya'sı bazı kaynaklarda Lezgi ülkesi olarak anılmıştır:

İberyalıların doğusunda ve İberya (eski Gürcistan) devletinin çağdaşı olan Albani (Arnavut) devleti Kur nehrinin orta havzası ile Hazar Denizi arasında, kuzeyden Dağıstan, güneyden Ermenistan ile çevrili idi. Albani adı eski Yunanlılar tarafından verilmiş olup, bu adın verilme nedeni de gayet dağlık ve taşlık olmasındandır. Bununla birlikte ünlü tarihçi Strabon’un aktardıklarına göre, Albaniler fevkalade dengeli bir vücut yapısına ve güzelliğe sahip bir millet imiş. Albaniya kırallıkla yönetilirdi. 60–80 bin kişilik bir savaş gücüne sahipti. Bundan başka halk, daima sanki ulusal kıyafetlerinin bir parçası imiş gibi bir de kama taşırmış.4

Arnavutların ataları olarak kabul edilen İllyrialılarla Therakeslerin akrabalıkları ve devamında Kafkasya ile olan ilişkileri Balkan coğrafyasında ilk görüldükleri günden bu yana dikkat çekmektedir:

önce Therakesler ile İllyrialılar arasında bir sınır çizgisi çekmenin olanaksız olduğu noktasında anlaşmak gerekir; bu halklar arasında hiçbir ayrım yapmayan günümüz yazarları haklı görünmektedir. Eski yazarların bu iki etnik grubu karıştırmasıyla ilgili birçok örnek verilebilir: örneğin Balkanların Brigleri İllyrialı olarak sayılırken Küçük Asya’daki kolonileri olan Firigler Thrak olarak görülmüştür.5

Namitok aynı karışıklığın aslen Kolhideli olan Pelasglar için de söz konusu olduğunu yazar:

“Therakes, İllyrialı”nın nerede başladığını ve “Pelasg”, “Asyalı”nın nerede bittiğini görmek zordur. Coğrafi olarak karışmışlardı. Pelasgların sarışın bir halk oldukları bilinmektedir.6

Tekrar İllyrialılara dönecek olursak, onların çok eski zamanlardan beri aslında sadece Adriyatik kıyılarında değil, Yunanistan'ın içlerinde de yaşamış olduklarını görebiliriz:

öte yandan Thraklar ile İllyrialıların Hellas’da (Yunanistan) kolonları vardı. Gerçekten de Grek rivayetleri Thrakları Yunanistan’ın en eski tarihine ortak etmektedir. Eumolpos Thrakları Attika’ya sahip oldular.7Yunanistan halkı arasında İllyrialı unsurların bulunduğu apaçıktır. Thrak-İlliyrialıların Yunanistan’da oturmaları öylesine iz bırakmış ki, Thukydides8 Helenleşmiş Thrakları barbar Thraklardan ayrıyordu. Bunlar Romalılar zamanında bile Yunanistan’da vardı: Strabon şöyle yazmaktadır. “Bu günde Yunanistan’ın neredeyse her yanında Thraklar, İllyrialılar, Eperioslular vardır, ama herkesin Yunanistan olarak adlandırmakta birleştiği bölgenin büyük birbölümünde şimdi bile barbarlar oturduğuna göre, eskiden komşuluğun daha bir başka yakın olması gerekir.9 Yunanistan’ın bu Thrakları ile İllyrialıları, ülkelerinden geçerek Kuzey’den Güney’e ilerleyen Pelasgların yalnızca yardımcıları, yol arkadaşları mıydılar? Bu Pelasglarla akraba değiller miydi? Grek kaynakları, Grek rivayetlerine göre bu akrabalık kesin gibi görünmektedir.10

Namitok, yukarıdaki görüşlerini desteklemek amacıyla Pelasg-Therakes ve İllyrialılar arasındaki ortak boy isimlerini sınıflandırmıştır:

Therakes11-Frig Kabileleri

Pelasg Kabileleri

Paionialılar
Almopiler
Pelagonlar
Pelasglar
Bistonlar
Bistonlar
Edon
Odomanlar

Abantlar

Abantlar
Triballoslar
Triballoslar
Teukroslar
Teukroslar
Trerler
Trerler
Agrianlar
Agrianlar

Therakes-Frig ve Pelasg kabilelerinin ortak kabileleri (üstte.) İlliryalı ve Kafkasyalı ortak kabileler (altta).

İllyria'lı Kabileler

Kafkasya'lı Kabileler

Dardanlar
Tardanlar
Tosk
Dosk-Tusk
Ablan
Albania
Leg
Leg-Lak
Daç
Daçe

Kaukaus Dağları

Kafkas Dağları

Haemus (Balkan Dağlarının Bir Kısmı)

Hımış-Amış (Nart Karakteri-Av Hayvanları Tanrısı)

Boren (Balkan Ana karasından Adriyatiğe esen rüzgar)

Borejj (Kafkasya'da dua edilen bir tümlüs)

Yunanlılardan ve Hint-Avupalılardan önce Avrupa'da yaşayan halklarla ilgili olarak Namitok ilginç bir tez ileri sürer. Namitok’a göre erken dönemlerde örneğin Neolitik ve Eneolitik çağlarda Avrupa'da yaşayan ırkların tamamı Kafkasyalı ırklardır:

Okur bu kitapta Hint-Avrupalılardan söz etmeyişimizin nedenini bir türlü anlamayacaktır. Bunun nedeni Neolitik ve Eneolitik çağlarda Avrupa’da hiç Hint-Avrupalının olmayışıdır. 9Neolitik ve Eneolitik çağ uygarlıklarının Güneybatı Avrupa’da doğduğunu ve Thrak-İllyria-Pelasg ve Med-Kassit halklarıyla akraba Ligür-Kelt ile Rhaet-Etrüsklerin eseri olduğunu gördük. D’Arbois de Jubainville, Jullian, P.Kretschmer, Müllenhoff vs. gibi kimi yazarların Ligürleri bir Hint-Avrupa halkı saymalarına, Luviler, Palalar, Medleri Hint- Avrupalı görmelerine karşın, gerçek bu kuramları yalanlamıştır.12

Namitok'un tezleri tarihi ve arkeolojik olarak tartışılması gereken bir konudur. Medleri Kafkasya'nın bir kolonu olarak kabul eden Namitok’un anlattıklarını destekleyen veriler Adige Nart mitolojisi ile Zaza-Kırmanç mitolojisi tematik olarak okunduğunda ortaya çıkmaktadır. Zaza mitolojisindeki Avestik bir tema olan ölümsüzlük İçkisi; “Soma” çerkes Nart mitolojisindeki adıyla “ Nart Sane” ve Zaza geleneklerindeki ağaçları kutsama geleneği (bazen tapınma) Kafkasya’daki Altın Elma Ağacı anlatısıyla örtüşmektedir. Namitok'a göre çerkesya'nın Meotları, Mezopotamya'da ki Med'lerdir. Bunu Kafkasya'dan Anadolu'ya inen Kimmerlerin Med'lerle olan yakınlığıda göstermektedir.

Yine Frig-Brig-Brakay ve Bruki kabile sürekliliği de ortak olan ayrı bir konudur. Aynı Brig kabilesi Arnavutların ataları olarak kabul edilen İllyrialıların da arasında göze çarpmaktadır:

Hint-Avupalılar ancak Bronz çağı’ında Avrupa’ya girmeye başlamış ve burada kitlesel görülmeleri ancak bu çağ’ın ortasında (1600–1400) gerçekleşmiştir.Persler Mö 1500’e doğru İran’a geldiği. Akhalıların aşağı yukarı aynı dönemde Yunanistan’ı istila ettiği, İtaliotların da aynı dönemde İtalya’ya yerleştiği bilinmektedir. Herodot İskitlerin Dariuss’un seferinden bin yıl önce Ukrayna bozkırlarına geldiklerini söylemektedir. Bu İskitler kuşku yok Ural-Altay halkları ile birlikte Hint-Avrupa halklarını kapsadıkları için, tarihin babasının belirttiği tarih Mö 1500 belirttiğimiz tarihle uyuşmaktadır.13

Avrupa’daki Brig’ler Kafkasya'da Brakey-Brakay14 adıyla kayıtlara geçmekteydi:

Brakeyler: Gups ve Fdaz (Hwedz) kıyılarında oturan Brakeyler Medwalarla (Med) aynı kökenden geliyorlardı...15

öte yandan Frigyalıların ismi Asur metinlerinde de benzer şekilde kullanılmaktadır. I. Tiglatplasser (1116–1090?) şöyle demektedir:

Alzi ülkesi ve Brukunze ülkesi elli yıl tanrımın, Asu tanrısının, hakkı olan haracı ve vergiyi ödediler.”... “Alzi ve Burukhunze ülkesini boyunduruğum altına aldım”.16

Burada sözü edilen Brukhunze'ler Frigyalılar Alazi'ler ise Alaz'lar yani Lazlardır.17

Hint-Avrupalıların tarih sahnesinde görünmeye başlamalarıyla birlikte Avrupa’da yaşayan Kafkasya'lıların adım adım güçten düştükleri görülür. İllyrialılar bunun en somut örneğidir. Bir zamanlar Tuna Havzasının tamamına sahip olan Anadolu'dan Ege Adalarına kadar birçok bölgede kolonları olan İllyrialı'lar ve soydaşları olan Therakesler birçok bölgede öbeklenip devletler kursalar da zamanla gerilemişler ve Roma’nın kuruluşuyla birlikte Yunanlı'lardan sonra ikinci bir güç merkeziyle karşılaşmışlardır. Zaman İçinde Roma İmparatorluğu'yla yaptığı savaşlarda yenik düşen İllyrialılar müttefikleri olan Therakes’lerle birlikte tarih sahnesinden zayıflayarak çıkmışlardır. Esasen Kafkas Ada Medeniyeti'nin ön kolonları olan İllyrialılar, Therakesler, Daç'lar, Luvi'ler ve Keltler en büyük saldırıyı Roma İmparatorluğu'ndan almıştır. Anadolu'nun Roma İmparatorluğu'nca işgal edildiği dönemde Kırım-Kafkas-Pontus İmparatorluğu'nun kralı Mitridates VI Eupator ordugâhını birkaç kez Kafkasya ve Kırım'a kaydırmak zorunda kalmıştır. üstelik soydaş olan Kelt ve çerkes kökenli ordularla Roma'ya yapacağı büyük saldırı arifesinde bir isyanla ortadan kaldırılmıştır. Dolayısıyla Kafkas Ada Medeniyeti'nin Karadeniz kökenli uluslarla birlikte Akdeniz'de büyüyen Roma İmparatorluğu'na karşı güç birliği yaptığı açıktır. Bu çatışma'da Kırım-Kafkas-Pontus İmparatorluğu yenilmiş olmasına ve Anadolu ve Kırım bölgesini Romalı işgalcilere bırakmış olmasına rağmen Roma İmparatorluğu Kafkasya'ya girememiştir. Kafkas Ada Medeniyeti'nin düşmesi kendisini III. Roma İmparatorluğu olarak gören Rus çarlığı'nın işgali ve yaşanan soykırımın ardından gerçekleşmiştir. Kafkas Ada Medeniyeti, çarlık Rusya'sının işgaline kesintisiz 100 yıl süren bir direnişle karşı koymuştur.

Therakesler ve İllyrialılar Roma imparatorluğunun bir cüzü haline gelirken İllyrialıların dilleri ve kültürleri Latin dilinin ve kültürünün etkisi altına girmiştir. Balkanlar'da, günümüze kadar gelen etnik karmaşanın ilk tohumları Greklerin Mö. 1650’den itibaren bölgeye yerleşmeye başlamaları Mö. 1200’lerden itibaren tüm Balkanlar'da ve Ege adalarında başat güç olmalarıyla başlar. Bunun ikinci adımı Latinlerin İtalya’ya yerleşmeleri ve zamanla Roma İmparatorluğu'nun kurulması olmuştur. Bu durum Balkanların en büyük halkı olan Therakeslerin ve İllyrialıların zamanla asimile olmalarına neden olmuş, Therakesler tamamen yok olurken İllyrialılar bugünkü Arnavutluk dağlarında sıkışıp kalmıştır. Roma devleti ilk büyük savaşlarını İllyria'lılara-Daç'lara ve Therakes'lere karşı vermiştir.

Sonuç genç ve yeni bir ırk olan Latinlerin zaferidir. Ancak İllyrialılar Balkan coğrafyasının da etkisiyle dağların güvencesinde Romanın Latin kültüründen bir ölçüde de olsa kendilerini korumuşlardır.


***

Therakes'lerle çerkesler arasındaki benzerlikler hayli çoktur. özellikle de at yetiştiriciliği konusundaki uzmanlıkları üzerinde durulmaya değer bir olgudur. Heredot her fırsatta Therakes'lerin güzel atlarını ve atçılıklarını övmüştür. Homer ise Troia Savaşı'nda Priamos'a destek veren ve muhteşem atlarıyla ün salan Therakes'lerin, Akha'ların kurduğu pusuda nasıl yok edildiklerini, atlarının ve usta işi silahlarının nasıl çalındığını uzun uzun anlatmıştır:

Yeni gelen Thrakialılar ötede, uzaktalar,

kralları da var, Rhesos, Eioneus'un oğlu,

görmedim onun atları gibi güzel, iri atlar,

giderler yel gibi kardan beyazdırlar.

Geçtiler silahlar, kara kanlar içinden,

vardılar Trakyalıların bölüğüne,

hepsi yorgun düşmüş uyuyordu.

Güzel silahları yanlarında, yerdeydi,

düzgün dizilmiş silahlar, tam üç sıra.

İki tane at vardı yanında her adamın

Rehesos ortalarında uzanmış yatıyordu.

Yanıbaşında atları dizginlerle arabasına bağlıydı.


Diomedes de kılıcıyla saldırdı uyuyanlara,

yükseldi gövdelerden korkunç iniltiler,

toprak al kanlarla boyandı,

Sabırlı Ulisse tek tırnaklı atları çözdü,

Kayışlarla bağlayıp çekti kalabalıktan,

onları yayıyla dürte dürte götürüyordu,

ıslık çaldı tanrısal Diomedes'e.

Diomedes'se durmuş düşünüyordu,

daha ne hınzırlık etsindi,

içinde kıvılcımlı silahlar duran arabayı alsın mıydı,

dingilinden tutup çeksin miydi, kaldırıp taşısın mıydı

Başka Trakyalıların canına kıysın mıydı?18

Therakes'lerin en iyi bildikleri şey at yetiştiriciliği iken çerkes'ler de yüzyıllar boyunca en çok atçılıkla geçinmişlerdir. İlginç bir şekilde at ve atçılıkla ilgili anlatılan birçok şey hem Therakes'lerde hem de çerkes'lerde ortaktır. ürdün'lü tarihçi Mahamet Hayr Mamserçerkes'lerin Pers İmparatorluğuna her yıl yirmi bin beyaz at sattıklarını söylemektedir. çerkes'lerin atçılıkta ki ustalıkları Osmanlı ülkesinde de devam ettirdikleri bir gelenek olmuştur.

Uzunyayla bölgesi çerkeslerinin Osmanlı ordusuna ve Cumhuriyetin ilk elli yılı boyunca da Türk ordusuna at satarak geçimlerini sağladıkları bilinir. Buna karşılık Uzunyayla bölgesi çerkesleri'nin daha 1928 yılında merkezi Pınarbaşı/Kayseri'de bulunan bir atçılık klübü kurdukları da söylenir. çerkes'lerin atlara olan yakınlığı müziklerini de etkilemiştir. Kafkasya'dan getirdikleri bir geleneği devam ettirmişler ve atları müzikle eğitmişlerdir. Düğünlerde ve özel eğlencelerde mızıkacı kızların çaldığı geleneksel çerkes müziği eşliğinde binicisiyle birlikte atlar dans ettirilmiş ve böylece yarışmalar yapılagelmiştir.

1928 yılından sonra belli aralıklarla Uzunyayla Atçılık Klübü tarafından At Güzelliği yarışmaları organize edilmiştir. 1940 yılında düzenlenen Uzunyayla Atı Güzellik Yarışmasına ait bazı resimler elimizde mevcutur. Uzunyayla Atçılık Klübü 1980 yılına kadar faaliyetlerine devam etmiş ancak 12 Eylül Askeri darbesi tarafından kapatılmış ve tüm mal varlığına el konulmuştur. Elimizdeki resimler Erciyes üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kaan İşcan tarafından tesadüfen mahkemenin eski depolarında bulunmuş ve tamir ettirilmiş olan nüshalardır. Atçılık klübünün kapanmasının ardından Uzunyaylanın Koç Başlı çerkes atlarının tamamına yakını Mersin ve Adana limanından yurt dışına çıkarılmıştır. Atların daha çok İspanya ve İtalya'ya gönderildiği söylenmektedir. Bu gün Uzunyayla'da Koç Başlı çerkes atı kalmamıştır.


İlk dönemlerden 1980'li yıllara kadar Uzunyayla'da kızların akardion çalarak atlı binicilere dans ettirdikleri, bununla birlikte birçok atın mızıka sesine çok aşina olduklarını, özelliklede bazı dans havalarında binicisiz de dans ettikleri bilinmektedir. Anlaşılan eski dönemin Therakes'leri de atlarına müzikler çalarak onlara dans ettirmişlerdir. Antik çağın tarihçilerinin Therakes'ler hakkında yazdıkları şeyler okundukça onların çerkeslerle olan benzerlikleri, aynı dilden ve kültürden geldikleri daha da iyi anlaşılmaktadır. Antik çağın tarihçilerinden Kharon, atların müzikle oynatılması ile ilgili eski Therakes kavimlerinin ilginç bir olayını anlatmaktadır:

Sybarislilerin zevkteki incelikleri öyle bir noktaya gelmişti ki, şenliklerinde aulos'(çift ağızlı flüt)19 eşliğinde dans etmek üzere atları terbiye etmişlerdi. Aristoteles’inde Fragmenta adlı eserinde anlattığı gibi, şimdi Krotonlular Sybarislilerle savaştıklarından bunu biliyorlar ki, Sybarislilerin askeri birliklerinde yer alan aulos çalgıcıları savaş anında atlar için dans şarkısı çalmaya başlardı. Atların aulos sesini duymaları ile dans etmeye başlamaları bir olurdu. Aynı öyküyü Lampsakoslu Kharon, Kardia halkına ait olarak anlatmıştır:

Bisaltai20 halkı Kardia21 halkına karşı savaş açmıştı. Savaşı Bisaltai halkı kazandı. Bisaltai halkının lideri Naris idi. Bu adam henüz bir çocukken Kardia'da satılmış ve uzun süre bir Kardialıya köle olarak hizmet ettikten sonra berber olmuştu. Kardia halkı arasında dolaşan bir kehanet vardı ve bu kehanete göre, Bisaltai halkı onlara savaş açacaktı. Berber dükkânında toplanan Kardialılar sık sık bu konuyu konuşurlardı. Bunun üzerine berber Naris, anayurdu Kardia'dan kaçarak Bisaltai halkına sığındı ve kendi yurduna savaş açmak üzere hazırlıklara başladı.

Hemen ardından da Bisaltai halkının lideri seçildi. Kardia halkının hemen hepsi şölenlerinde aulos eşliğinde dans etmek amacıyla atlarını terbiye etmişlerdi. Atlar arka ayaklarının üzerine kalkıp ön ayaklarıyla, adeta elleriymiş gibi, aulos ezgilerine öylesine aşina hareketler yaparak dans ediyorlardı. Bu durumu bilen Naris, anayurdu Kardia'dan aulos çalgıcısı bir kız kiraladı. Bu kız Bisaltai'a gelince birçok kişiye aulos çalmasını öğretti. Yeteri kadar aulos çalan kişi yetişince hemen Kardia'ya savaş açtılar. Naris, savaş esnasında Kardia halkının atlarının bildiği tüm aulos ezgilerini çalmaya başlamaları emrini verdi. Aulostan yayılan ezgileri duyan atlar arka ayaklarının üzerine kalkıp dans etmeye başladılar. Bunun sonucunda Kardialılar, savaşta tüm gücü süvarilere verdikleri için yenildiler.,”22

Yukarıdaki anekdotta yer alan belli olguların neredeyse tamamı çerkesler'de hep varolagelmiştir. Atçılık konusunda her zaman zamanının ilerisinde olan çerkesler düğün ve eğlencelerinde atları çerkes danslarının makamlarını çalarak oynatırlardı. Bu amaçla yarışmalar düzenlenirdi. Uzunyayla'nın klasik dönemlerinde mızıkayı sadece kızlar çalardı. Erkeklerin mızıka çalmaya başlaması son 25–30 yıllık bir durumdur ve Uzunyayla çerkeslerinin müzikal anlamdaki yok oluşuna işaret etmektedir. Hemen her evde iyi mızıka çalan birkaç kız vardı ve düğünlerde hem düğün alayına hem de at yarışları esnasında atlara müzik çalıp dans ettirenler bu kızlardı.

Therakesler'in çerkesler'le aynı halk olduğunu doğrulayan bir diğer şey de belki de çerkesce'deki Neris isminin Therakesler'de Naris olarak kullanılmasıdır.

Therakes'lerin en önemli kabilelerinden olan Odrys'ler isimleriyle çerkesce'deki Adrışş' (Karşıyaka, öte geçe) kelimesini akla getirmektedir. Odrysler'in son krallarından Ra Met Alkas ise her şeyiyle çerkesçe bir isme sahiptir. Ra sülalesi son dönemde Ubıh çerkeslerinin arasında yer almıştır. Met Alhas ise halen kullanımda olan çerkeçe bir isimdir.23

Son dönemlerde Ubıh soyu olarak kabul edilen Dardanlar ise çerkesya'da Balkanlar da Kosova'da ve Ege bölgesinde göze çarpmaktadır. İllyria Dardanya'sında eski İllyria'lı kabileler ve Keltler yaşamaktaydılar. Balkan Dardanya'sı Roma İmparatorluğuna karşı uzun süre savaşlar vermiş ancak sonunda işgalden kurtulamamıştır. Romalılar Mö 49 yılında Dardanların korunaklı Soza ve Suza kentlerini ele geçirmiştir. Buna karşılık çerkesya'daki Dardanlar ise Taman yarımadasında yaşmaktaydılar. Taman yarımadasında yaşadıkları için kendilerine Ada çerkesleri adı verilen bir başka halk ise Hatıkoy çerkesleriydi. Dandarlar-Dardanlar çerkesya'dan Balkanlara ve Ege bölgesine kadar göze çarpmaktaydı. çerkeslerin arasında göze çarpan Dandarların Trakyalı ve Troia'lı Dardanlarla aynı adı taşıması önemlidir. Troia erken dönemde Dardanya adıyla da anılmıştır.

Her iki halkta da Sind adlı kabilenin var olması ve ölü gömme geleneğinin hem çerkeslerde hem de Therakeslerde aynı olması önemli bir ayrıntıdır. Therakesler'de çerkesler gibi ölülerini tümülüslere gömmektedirler.

Therakes devletleri çerkesya’da yaşayan kabileler de göze çarpan aristokratik örgütlenmeler gibi kurulmuş aristokratik krallıklarıyla bilinmektedir. Bunun en bilinen örneği Trakya’da kurulan Odrys Krallığıdır. Odrys Krallığı aslında aristokratik, feodal bir devlet olarak kurulmuş ve yapılanmıştır. Odrys'lerin son özgür kralı Ra Met Alkas tıpkı çerkesya'da olduğu gibi bir tümülüse gömülmüştür. Tümülüs kurma geleneği Kafkasya'da mitolojik dönemlerden beri bilinmektedir. Mitolojideki kahramanlar hemen her zaman bu tümülüslere gömülmüşlerdir. Tarihsel çağlarda ise tümülüsler Kafkasya'nın her tarafını kaplamıştır.24öte yandan Therakesler ile çerkesler arasında benzerlik gösteren bir diğer konuda kral isimleridir.






Besney çerkesleri arasında adı günümüze kadar taşınan “Mıd'ıre: Mitra” ismi Therakesler için çok bildik bir erkek ismidir. Bosfor kralları arasında birçok kere “Mitra: Mıd’ıre” ismine rastlanmaktadır. Ne var ki Besney çerkesleri ile Therakesler arasında bu isim dışında da önemli bir ortak özellik vardır o da Therakes kabilesinin en kalabalık boyunun adının Bessi-Bessa olmasıdır ki, Besney ismi de çerkeçe'de “Bes halkı” anlamına gelmektedir.

Kafkasya'da özellikle de çerkesya bölgesindeki tümülüslerin Therakes tümülüsleri ile birlikte ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bölgelerde elde edilen birçok arkeolojik veri birbirini tamamlamaktadır. 1502 yılında çerkesya'ya seyahat eden İtalyan seyyah İnteriano anılarında çerkes tümülüs kültürüne dair ilginç bilgiler vermiştir:

Adıgheler soylu birisi öldüğünde, kırda yüksek bir seki yapıp, bağırsaklarını çıkardıkları ölüyü, oturur biçimde üzerine yerleştirirler. Sekiz gün akrabaları, arkadaşları ve kendisine bağlı insanlar onu ziyaret eder, gümüş fincanlar, yaylar, yelpazeler vb. sunarlar. İlk karısı ölünün karşısında bir sandalye üzerinde oturur ve ağlamadan ölüye bakar, çünkü ağlaması ayıptır; bu sekiz gün boyunca ondan hiç ayrılmaz. Sekiz günün sonunda büyük bir tomruk yarılarak oyulur ve içine ölü ile armağanları koyulur; bu işlem bittikten sonra gömülecek yere cenaze götürülür, cenaze alayındakiler tabutun üzerine toprak yığarak bir höyük (tümülüs) yaparlar. ölen kişi ne denli güçlü, arkadaşları ve adamları ne denli fazla ise gömütü de o denli büyük olur.26

Bölüm II için tıklayınız

______________________________________________________________

1Namitok, çerkeslerin Kökeni II. Kitap. s. 9.

2 Sidak ismi Uzunyayla çerkelerince hatırlanır ve işgalci çarlık ordusunun generali Gerneral Zass’ın kızını kaçıran Kabardey çerkeslerinden birinsin adının Sidak olduğu hep anlatılır. Aktaran Lup Şahin, Ş’eşhable Köyü Pınarbaşı-Kayseri.2005 (İstanbul).

3Şemseddin Günaltay, Yakın Şark IV, II. Bölüm, Romalılar Zamanında Kapadokya, Pont ve Artaksiad Krallıkları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1987, s. 441–442.

4çünatıko, Kafkas Tarihi I, Kaf-Dav Yayınları, Ankara, 2008, s. 18.

5Namitok, çerkeslerin Kökeni II. Kitap, s. 9–10.

6Namitok. çerkeslerin Kökeni II. Kitap, s, 12.

7Namitok. çerkeslerin Kökeni II. Kitap, s. 12.

8çünatıko, Thukydides isminin çerkesçe’de Tzıkudıde: “Küçücük” anlamına geldiğini ve bu kelimenin Therakesçe olduğunu ifade eder.

9Namitok, çerkeslerin Kökeni II. Kitap, s. 13.

10Namitok, çerkeslerin Kökeni II. Kitap, s. 13.

11çünatıko Balkan çerkes'leri olarak tanımladığı Therakes'leri (Getaş'e, Udrişşe, Mysi, Sint, Tirare, Tralle, Asste, Bisiton, Biçine, Cane, Qebereyn, Med, Scae ve Triballe) 13 kabileden ibaret sayar, daha geniş bilgi için bkz. çünatıko, Kafkas Tarıhi II, s. 166–187.

12Namitok, çerkeslerin Kökeni II. Kitap, s. 315.

13Namitok, çerkeslerin Kökeni II. Kitap, s. 315.

14Brakey’ler Türkiye çerkesleri içerisinde Abzeh çerkesleri arasında bir aile olarak da göze çarpmaktadır.

15Namitok, çerkeslerin Kökeni I. Kitap, s. 12.

16J.Menant, Annales des rois d'Assyrie, s. 36-38'den aktaran Namitok, çerkeslerin Kökeni I.Kitap, s. 78.

17Lidya ve Ege adalarında yaşayan Laz'larla ilgili olarak bkz. Namitok, çerkeslerin Kökeni I. K

itap, s. 79.

18İlyada X: 455–490 (Kısaltılmıştır)

19çift ağızlı flüt hem Therakesler hem de çerkesler için milli birer çalgıdır. çerkes Nart mitolojisindeki Nart Aşemez çift ağızlı flütü ile dikkat çeker. Temelde Nart Aşemez'in flütü İbrahimi gelenekteki “Sur” adlı çalgıya benzemektedir, varlığa hayat veren ya da varlığın hayatını alan bir çalgı olarak aktarılır.

20Bisaltai: Bir Therakes kabilesi.

21Kardia: Bir Therakes kabilesi.

22Ayşen Sina, “İlkçağ Tarih Yazımının Batı Anadolu'lu öncüleri; Lampsakonlu Kharon

23Ubıh çerkeslerinin Therakes kabileleri ile olan bir başka ilişkiside Therakes kabilesi olan Dardan'ların bu gün itibariyle bir Ubıh sülalesi olarak bilinmesidir. Abhaz Cumhuriyeti bağımsızlığının ardından aldığı bir kararla dünyadaki tüm Ubıhlara vatandaşlık vereceğini açıklamış bu amaçla bilinen tüm Ubıh sülalelerinin bir listesi oluşturulmuştur. Dardan'lar bu listede bir Ubıh sülalesi olarak geçmektedir.

24çerkes-Rus Savaşı'nın ardından Osmanlı ülkesine göç eden çerkesler genelde Kafkasya'da bıraktıkları bölgelere benzer yerlere yerleşme eğiliminde olmuşlar ve de Kafkasya'daki yer isimlerini yeni geldikleri yerlere takmışlardır. Afyon ilinde Tavşandağı ilçesindeki Besney çerkeslerince kurulmuş birkaç köy mevcuttur. Bu bölgedeki tümülüslerden birisine bölge çerkesleri “Mıd'ıre Yi W'aşha” adını vermişlerdir. Türkçesiyle okunduğunda “Mitra Tepesi” ya da “Mitra Tümülüsü” olarak okunabilen bu isim aslında Kafkasya'da bıraktıkları köylerinin yakınlarındaki bir tümülüsün adıdır.

25Ra Met Alhas'ın büstü Atina'dadır.

26Namitok, çerkeslerin Kökeni I. Kitap, s. 88’den İnteriano, La vita et sito de Zichi, chimati Circassi, historia notabile (Venedik 1502), Receucil de Rumusio, II. Cilt s. 196.








Sizde yorumunuzu eklemek için tıklayın.
Yorumlar
Tüm yorumları görüntülemek için tıklayın.
murat özden - istanbul
23 / 10
Hoşgeldiniz, Değerli Balkar Selçuk, Toplumumuzda bilgiye dayalı yazı yazabilen insan sayısı okadar azki.Bu boşluğu dolduracağınıza inanıyorum.Gelecek yazılarınızı sabırsızlıkla bekleyeceğim. Sevgi ve muhabbetle kucaklıyorum sizi.